Bursa’da bu kez büyük fabrikaların isimleri, Ankara’yla kurulan ilişkiler ve görkemli proje sunumları sandığın yönünü belirlemeye yetmedi. İşletmesinin kapısını her sabah açan, ay sonunda çalışanının ücretini denkleştiren, alacağını tahsil etmek için telefon başında bekleyen küçük ve orta ölçekli üretici de sözünü söyledi. Yıllardır Bursa ekonomisinin yükünü taşıdığı hâlde odasının yönetiminde aynı ağırlığı hissedemeyen KOBİ’ler, bu seçimde kendilerini hatırlattı.
BTSO seçimlerinin ilk aşamasında Özer Matlı’nın desteklediği listelerin öne çıkmasını yalnızca iki aday arasındaki yarışın sonucu olarak göremeyiz. Sandıktan çıkan, KOBİ’lerin zaferidir; büyük yatırımların gölgesinde kalan, kendi sorunlarının da görülmesini isteyen işletmelerin değişim talebidir.
Son kuranın ardından Matlı’nın yeşil listesi 79, Burkay’ın mavi listesi 72, beyaz liste ise 8 meclis üyeliğine ulaştı. Matlı sandıktan en güçlü temsil grubuyla çıktı; ancak başkanlık yarışı henüz tamamlanmadı. Bugün de beyaz listeden iki meclis üyesi çıkaran 3. Komite (Sebze ve Meyve Ticareti), 8 Ekim’deki başkanlık seçiminde Özer Matlı’yı destekleyeceğini açıkladı.
Bu açıklama, listelerin resmî dağılımını değiştirmese de Matlı’nın başkanlık seçimi için açıklanan desteğini 81 meclis üyesine çıkardı. Yeni meclis, 8 Ekim’de BTSO’nun başkanını ve yönetimini belirleyecek.
Yine de bu sonucu yalnızca sandalye hesabıyla değerlendirmek, Bursa’daki değişim isteğini eksik okumak olur. Üyeler, odalarının nasıl yönetilmesini istediklerine dair güçlü bir mesaj verdi. Şimdi onların oylarıyla meclise giren temsilcilerin sorumluluğu, 8 Ekim’de bu değişim iradesine karşılık vermektir.
Seçim sonrasında gördük ki mevcut yönetimi destekleyen Beyçelik, Durmazlar, Ermaksan ve Şanmak gibi Bursa’nın önde gelen sanayi kuruluşları, kendi sektörlerinde yeni dönem için temsil hakkı elde edemedi. Bursa sanayisinin böylesine güçlü isimlerinin desteğine rağmen Burkay’ın meclis yarışında geride kalması önemli. Demek ki şirketlerin ekonomik büyüklüğü ve güçlü isimlerin desteği, sandıkta kazanmak için tek başına yeterli olmuyor.
Bu şirketlerin üretime, ihracata ve istihdama katkısını kimse küçümseyemez. Mesele onların değeri değil, odanın 60 bin üyesinin de sesinin duyulup duyulmadığı. Büyük sanayicinin sorunlarına gösterilen ilgi, küçük işletmelerin sorunlarına da gösteriliyor mu? Yoksa odanın imkânlarından yararlanmak için güçlü bir çevreye mi sahip olmak gerekiyor?
Bu soruların cevabı önemli; çünkü Bursa’nın ekonomisi birkaç büyük şirketten ibaret değil. O fabrikalara parça üreten atölyeler, bakım hizmeti veren işletmeler, nakliyeciler, tedarikçiler ve küçük imalatçılar aynı üretim zincirinin içinde. Birinin işi daraldığında ötekinin siparişi azalıyor; bir yerde ödeme geciktiğinde başka bir yerde ücret hesabı şaşıyor. Büyük sanayinin başarısında, tabelasını çoğumuzun bilmediği binlerce işletmenin emeği var.
Üstelik bu işletmeler, ekonomik sıkıntıları daha erken ve daha ağır hissediyor. Sipariş azalınca boşalan tezgâhın maliyetini karşılamak, tahsilat gecikince hammadde almak, krediye ulaşamayınca üretimi sürdürmek giderek zorlaşıyor. İşletme sahibi bazen yatırım yapmayı değil, yetiştirdiği ustayı kaybetmeden ayı kapatmayı düşünüyor. Böyle bir ortamda oda yönetiminden beklediği de yaşadığı sıkışmayı anlayabilmesi.
BTSO’nun açılış törenlerinde kesilen kurdeleler, ertesi sabah küçük üreticinin önündeki hesabı hafifletmiyor. Ankara’da açılan kapıların değeri de üyelerin sorunlarına ne kadar çözüm sağladığıyla ölçülüyor. Sandıktan çıkan değişim talebinin önemli bir nedeni burada yatıyor.
Burkay yıllardır büyük projeler üzerinden konuştu. TEKNOSAB, yeni yatırım alanları, lojistik merkezleri, eğitim ve hizmet tesisleri… Bunların her birini tek tek konuşabiliriz. Fakat yönetimin başarı diye sunduğu yatırımlarla üyelerin gündelik hayatı arasındaki bağ zayıfladığında, proje listesinin uzunluğu seçmeni ikna etmeye yetmiyor.
Bir projenin KOBİ’ye hitap ettiğini söylemek de tek başına yeterli değil. İşletme o projeye hangi bedelle katılacak, finansmanı nasıl sağlayacak, ne zaman yararlanacak? Taşınırken üretimi duracaksa bunun maliyetini nasıl karşılayacak? Üye, kendi bütçesinde karşılığı bulunmayan bir vaadi yalnızca sunumu güzel diye satın almıyor.
KOBİ OSB projesi de bu gözle ele alınmalı. Bursa’da uygun üretim alanına ihtiyaç duyan işletmeler var; bu ihtiyacı görmezden gelmek mümkün değil. Matlı da seçim öncesindeki açıklamasında projenin kişilere ya da seçim sonucuna bağlı olmadığını, BTSO’nun kurumsal sorumluluğunda bulunduğunu vurguladı. Üyelerin ihtiyacına cevap veren bir çalışma, hangi yönetim gelirse gelsin, açık koşullarla ve hesap vererek yürütülmeli.
Fakat her işletmenin önceliği yeni bir arsaya taşınmak değil. Kiminin mevcut yerinde makinesini yenilemesi, kiminin yeni müşteriye ulaşması, kiminin finansman sorununu çözmesi gerekiyor. Bir başkası büyük firmalara üretim yapıyor ama kendi markasını kurabilmek için desteğe ihtiyaç duyuyor. Oda yönetiminin görevi, bütün üyeleri tek bir projeye sığdırmaya çalışmak yerine bu farklı ihtiyaçları anlayabilmek.
Matlı’nın seçim sürecinde karşılık bulduğu yerin de burası olduğunu düşünüyorum. İşletmeleri ziyaret ederek sorunlarını dinlemesi, üyeyle doğrudan temas kurması ve odanın yaklaşık 60 bin üyesine ait olduğunu vurgulaması önemliydi. Kamuoyuna açıkladığı programda KOBİ’lerin yönetimde daha etkili temsil edilmesini ve bütçenin denetlenmesini gündeme taşıması da bu yaklaşımı somutlaştırdı.
Küçük işletme sahibi, anlattığı sorunun gerçekten dinlenip dinlenmediğini anlar. Karşısındaki kişinin yalnızca oy istemeye mi geldiğini, yoksa işyerinden ayrıldıktan sonra da o derdi hatırlayıp hatırlamayacağını tartar. Matlı’nın bu temaslarla kazandığı güven, seçim sonucunu açıklayan önemli etkenlerden biri. Desteğe ihtiyaç duyan üyeye öncelik verme sözü, sıkışmış bir işletme için uzak geleceğe çizilmiş büyük bir projeden daha yakın ve daha anlamlıdır.
Elbette bu seçimin arka planında yalnızca BTSO’nun yönetim anlayışı yoktu. Ekonomideki durgunluk, finansmana erişimdeki güçlükler ve fon krizinin yarattığı güven kaybı da iş dünyasının tercihlerinde etkili oldu. İşletmesindeki daralmayı yaşayan üretici, sandığa giderken bütün bunları geride bırakmadı; oyunu yalnızca odanın yönetimini değil, işini sürdürmeye çalıştığı ekonomik koşulları da düşünerek kullandı.
Bu nedenle BTSO seçimi, sıradan bir oda seçiminin sınırlarını aştı. Ekonomik sıkışmanın, temsil arayışının ve yönetime duyulan tepkinin aynı sandıkta buluştuğu bir yarışa dönüştü. Üreticinin kendi hayatında yaşadığı sorunlar, seçim tercihlerinde de karşılık buldu. Genel seçimler öncesinde Bursa iş dünyasından gelen bu değişim işareti, ülke siyaseti açısından da dikkatle okunmalı.
Buradan doğrudan genel seçim sonucu çıkarmak elbette mümkün değil. Ancak uzun süredir sesini yükseltmeden işini sürdürmeye çalışan kesimlerin, ilk fırsatta birikmiş memnuniyetsizliğini gösterebildiğini gördük. “Dip dalga” dediğimiz şey de her zaman meydanlarda başlamıyor. Bazen atölyede, tahsilat beklenen masada, ertelenen yatırımın hesabında birikiyor ve sandık açıldığında görünür oluyor.
Burkay’ın Ankara’yla ilişkilerini seçim döneminde bu kadar öne çıkarması da yarışın siyasi havasını güçlendirdi. Seçimden hemen önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katıldığı TEKNOSAB Lojistik Park temel atma töreni ve Burkay’a yönelik övgüleri, yerel basındaki yorumlarda iktidar desteği olarak ele alındı.
Fakat Ankara’dan gelen destek, üyelerin desteğinin yerini tutmadı. Ekonomik sıkıntı yaşayan üreticiye iktidarla yakınlığı bir avantaj olarak sunarken, o üreticinin mevcut ekonomi yönetimine dair ne düşündüğünü de hesaba katmak gerekir. Burkay’ın gücünü göstermek için öne çıkardığı bu ilişkiler, birçok üyede tam tersine değişim isteğini pekiştirdi.
Şimdi sorumluluk yeni mecliste. Seçilen üyelerin görevi yalnızca komite toplantılarına katılmakla sınırlı değil. Onlar, temsil ettikleri işletmeler adına kaynakların hesabını soracak, yatırımları denetleyecek.
8 Ekim’de kullanılacak oy da aynı sorumluluğun devamı olacak. Meclis üyeleri yalnızca kendilerini aday gösteren çevreleri değil, oy aldıkları sektörlerdeki işletmeleri temsil ediyor. Üreticinin değişim talebini görmeleri, verecekleri kararı buna göre tartmaları gerekiyor. Bursa’nın emekten ve üretimden yana işletmeleri, odalarının kendilerine daha yakın olmasını istediklerini çoktan söyledi.
Bu iradenin yönetimdeki net karşılığı Özer Matlı’dır. Sandıktan en güçlü temsil grubuyla çıkan Matlı’nın, 8 Ekim’de meclisin desteğini alacağına şüphe yok. Meclis üyeleri de, sandıktan çıkan değişim iradesi yönünde oy kullanarak üyelerin beklentisine karşılık verecektir.
Bu destek, Matlı’ya peşinen verilmiş sınırsız bir güven anlamına gelmiyor. Seçilirse KOBİ’lere verdiği sözlerin, bütçede şeffaflık vaadinin ve birlikte yönetim iddiasının takipçisi olacağız.
Bursa’da KOBİ’ler bu seçimde güçlerini gösterdi. Büyük şirketlerin gölgesinde kalmaya, yalnızca aidat öderken ya da oy verirken hatırlanmaya razı olmadıklarını ortaya koydu.
Şimdi 8 Ekim’de o işletmeler adına oy kullanacak meclis üyelerinin önünde bir görev var: Üreticinin sandıkta açtığı yolu kapatmadan, BTSO’yu bütün üyelerine ait bir oda olarak yönetebilecek başkanı seçmek.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Harun KARANFİLCİ
BTSO’da Son Sözü KOBİ’ler Söyledi
Bursa’da bu kez büyük fabrikaların isimleri, Ankara’yla kurulan ilişkiler ve görkemli proje sunumları sandığın yönünü belirlemeye yetmedi. İşletmesinin kapısını her sabah açan, ay sonunda çalışanının ücretini denkleştiren, alacağını tahsil etmek için telefon başında bekleyen küçük ve orta ölçekli üretici de sözünü söyledi. Yıllardır Bursa ekonomisinin yükünü taşıdığı hâlde odasının yönetiminde aynı ağırlığı hissedemeyen KOBİ’ler, bu seçimde kendilerini hatırlattı.
BTSO seçimlerinin ilk aşamasında Özer Matlı’nın desteklediği listelerin öne çıkmasını yalnızca iki aday arasındaki yarışın sonucu olarak göremeyiz. Sandıktan çıkan, KOBİ’lerin zaferidir; büyük yatırımların gölgesinde kalan, kendi sorunlarının da görülmesini isteyen işletmelerin değişim talebidir.
Son kuranın ardından Matlı’nın yeşil listesi 79, Burkay’ın mavi listesi 72, beyaz liste ise 8 meclis üyeliğine ulaştı. Matlı sandıktan en güçlü temsil grubuyla çıktı; ancak başkanlık yarışı henüz tamamlanmadı. Bugün de beyaz listeden iki meclis üyesi çıkaran 3. Komite (Sebze ve Meyve Ticareti), 8 Ekim’deki başkanlık seçiminde Özer Matlı’yı destekleyeceğini açıkladı.
Bu açıklama, listelerin resmî dağılımını değiştirmese de Matlı’nın başkanlık seçimi için açıklanan desteğini 81 meclis üyesine çıkardı. Yeni meclis, 8 Ekim’de BTSO’nun başkanını ve yönetimini belirleyecek.
Yine de bu sonucu yalnızca sandalye hesabıyla değerlendirmek, Bursa’daki değişim isteğini eksik okumak olur. Üyeler, odalarının nasıl yönetilmesini istediklerine dair güçlü bir mesaj verdi. Şimdi onların oylarıyla meclise giren temsilcilerin sorumluluğu, 8 Ekim’de bu değişim iradesine karşılık vermektir.
Seçim sonrasında gördük ki mevcut yönetimi destekleyen Beyçelik, Durmazlar, Ermaksan ve Şanmak gibi Bursa’nın önde gelen sanayi kuruluşları, kendi sektörlerinde yeni dönem için temsil hakkı elde edemedi. Bursa sanayisinin böylesine güçlü isimlerinin desteğine rağmen Burkay’ın meclis yarışında geride kalması önemli. Demek ki şirketlerin ekonomik büyüklüğü ve güçlü isimlerin desteği, sandıkta kazanmak için tek başına yeterli olmuyor.
Bu şirketlerin üretime, ihracata ve istihdama katkısını kimse küçümseyemez. Mesele onların değeri değil, odanın 60 bin üyesinin de sesinin duyulup duyulmadığı. Büyük sanayicinin sorunlarına gösterilen ilgi, küçük işletmelerin sorunlarına da gösteriliyor mu? Yoksa odanın imkânlarından yararlanmak için güçlü bir çevreye mi sahip olmak gerekiyor?
Bu soruların cevabı önemli; çünkü Bursa’nın ekonomisi birkaç büyük şirketten ibaret değil. O fabrikalara parça üreten atölyeler, bakım hizmeti veren işletmeler, nakliyeciler, tedarikçiler ve küçük imalatçılar aynı üretim zincirinin içinde. Birinin işi daraldığında ötekinin siparişi azalıyor; bir yerde ödeme geciktiğinde başka bir yerde ücret hesabı şaşıyor. Büyük sanayinin başarısında, tabelasını çoğumuzun bilmediği binlerce işletmenin emeği var.
Üstelik bu işletmeler, ekonomik sıkıntıları daha erken ve daha ağır hissediyor. Sipariş azalınca boşalan tezgâhın maliyetini karşılamak, tahsilat gecikince hammadde almak, krediye ulaşamayınca üretimi sürdürmek giderek zorlaşıyor. İşletme sahibi bazen yatırım yapmayı değil, yetiştirdiği ustayı kaybetmeden ayı kapatmayı düşünüyor. Böyle bir ortamda oda yönetiminden beklediği de yaşadığı sıkışmayı anlayabilmesi.
BTSO’nun açılış törenlerinde kesilen kurdeleler, ertesi sabah küçük üreticinin önündeki hesabı hafifletmiyor. Ankara’da açılan kapıların değeri de üyelerin sorunlarına ne kadar çözüm sağladığıyla ölçülüyor. Sandıktan çıkan değişim talebinin önemli bir nedeni burada yatıyor.
Burkay yıllardır büyük projeler üzerinden konuştu. TEKNOSAB, yeni yatırım alanları, lojistik merkezleri, eğitim ve hizmet tesisleri… Bunların her birini tek tek konuşabiliriz. Fakat yönetimin başarı diye sunduğu yatırımlarla üyelerin gündelik hayatı arasındaki bağ zayıfladığında, proje listesinin uzunluğu seçmeni ikna etmeye yetmiyor.
Bir projenin KOBİ’ye hitap ettiğini söylemek de tek başına yeterli değil. İşletme o projeye hangi bedelle katılacak, finansmanı nasıl sağlayacak, ne zaman yararlanacak? Taşınırken üretimi duracaksa bunun maliyetini nasıl karşılayacak? Üye, kendi bütçesinde karşılığı bulunmayan bir vaadi yalnızca sunumu güzel diye satın almıyor.
KOBİ OSB projesi de bu gözle ele alınmalı. Bursa’da uygun üretim alanına ihtiyaç duyan işletmeler var; bu ihtiyacı görmezden gelmek mümkün değil. Matlı da seçim öncesindeki açıklamasında projenin kişilere ya da seçim sonucuna bağlı olmadığını, BTSO’nun kurumsal sorumluluğunda bulunduğunu vurguladı. Üyelerin ihtiyacına cevap veren bir çalışma, hangi yönetim gelirse gelsin, açık koşullarla ve hesap vererek yürütülmeli.
Fakat her işletmenin önceliği yeni bir arsaya taşınmak değil. Kiminin mevcut yerinde makinesini yenilemesi, kiminin yeni müşteriye ulaşması, kiminin finansman sorununu çözmesi gerekiyor. Bir başkası büyük firmalara üretim yapıyor ama kendi markasını kurabilmek için desteğe ihtiyaç duyuyor. Oda yönetiminin görevi, bütün üyeleri tek bir projeye sığdırmaya çalışmak yerine bu farklı ihtiyaçları anlayabilmek.
Matlı’nın seçim sürecinde karşılık bulduğu yerin de burası olduğunu düşünüyorum. İşletmeleri ziyaret ederek sorunlarını dinlemesi, üyeyle doğrudan temas kurması ve odanın yaklaşık 60 bin üyesine ait olduğunu vurgulaması önemliydi. Kamuoyuna açıkladığı programda KOBİ’lerin yönetimde daha etkili temsil edilmesini ve bütçenin denetlenmesini gündeme taşıması da bu yaklaşımı somutlaştırdı.
Küçük işletme sahibi, anlattığı sorunun gerçekten dinlenip dinlenmediğini anlar. Karşısındaki kişinin yalnızca oy istemeye mi geldiğini, yoksa işyerinden ayrıldıktan sonra da o derdi hatırlayıp hatırlamayacağını tartar. Matlı’nın bu temaslarla kazandığı güven, seçim sonucunu açıklayan önemli etkenlerden biri. Desteğe ihtiyaç duyan üyeye öncelik verme sözü, sıkışmış bir işletme için uzak geleceğe çizilmiş büyük bir projeden daha yakın ve daha anlamlıdır.
Elbette bu seçimin arka planında yalnızca BTSO’nun yönetim anlayışı yoktu. Ekonomideki durgunluk, finansmana erişimdeki güçlükler ve fon krizinin yarattığı güven kaybı da iş dünyasının tercihlerinde etkili oldu. İşletmesindeki daralmayı yaşayan üretici, sandığa giderken bütün bunları geride bırakmadı; oyunu yalnızca odanın yönetimini değil, işini sürdürmeye çalıştığı ekonomik koşulları da düşünerek kullandı.
Bu nedenle BTSO seçimi, sıradan bir oda seçiminin sınırlarını aştı. Ekonomik sıkışmanın, temsil arayışının ve yönetime duyulan tepkinin aynı sandıkta buluştuğu bir yarışa dönüştü. Üreticinin kendi hayatında yaşadığı sorunlar, seçim tercihlerinde de karşılık buldu. Genel seçimler öncesinde Bursa iş dünyasından gelen bu değişim işareti, ülke siyaseti açısından da dikkatle okunmalı.
Buradan doğrudan genel seçim sonucu çıkarmak elbette mümkün değil. Ancak uzun süredir sesini yükseltmeden işini sürdürmeye çalışan kesimlerin, ilk fırsatta birikmiş memnuniyetsizliğini gösterebildiğini gördük. “Dip dalga” dediğimiz şey de her zaman meydanlarda başlamıyor. Bazen atölyede, tahsilat beklenen masada, ertelenen yatırımın hesabında birikiyor ve sandık açıldığında görünür oluyor.
Burkay’ın Ankara’yla ilişkilerini seçim döneminde bu kadar öne çıkarması da yarışın siyasi havasını güçlendirdi. Seçimden hemen önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katıldığı TEKNOSAB Lojistik Park temel atma töreni ve Burkay’a yönelik övgüleri, yerel basındaki yorumlarda iktidar desteği olarak ele alındı.
Fakat Ankara’dan gelen destek, üyelerin desteğinin yerini tutmadı. Ekonomik sıkıntı yaşayan üreticiye iktidarla yakınlığı bir avantaj olarak sunarken, o üreticinin mevcut ekonomi yönetimine dair ne düşündüğünü de hesaba katmak gerekir. Burkay’ın gücünü göstermek için öne çıkardığı bu ilişkiler, birçok üyede tam tersine değişim isteğini pekiştirdi.
Şimdi sorumluluk yeni mecliste. Seçilen üyelerin görevi yalnızca komite toplantılarına katılmakla sınırlı değil. Onlar, temsil ettikleri işletmeler adına kaynakların hesabını soracak, yatırımları denetleyecek.
8 Ekim’de kullanılacak oy da aynı sorumluluğun devamı olacak. Meclis üyeleri yalnızca kendilerini aday gösteren çevreleri değil, oy aldıkları sektörlerdeki işletmeleri temsil ediyor. Üreticinin değişim talebini görmeleri, verecekleri kararı buna göre tartmaları gerekiyor. Bursa’nın emekten ve üretimden yana işletmeleri, odalarının kendilerine daha yakın olmasını istediklerini çoktan söyledi.
Bu iradenin yönetimdeki net karşılığı Özer Matlı’dır. Sandıktan en güçlü temsil grubuyla çıkan Matlı’nın, 8 Ekim’de meclisin desteğini alacağına şüphe yok. Meclis üyeleri de, sandıktan çıkan değişim iradesi yönünde oy kullanarak üyelerin beklentisine karşılık verecektir.
Bu destek, Matlı’ya peşinen verilmiş sınırsız bir güven anlamına gelmiyor. Seçilirse KOBİ’lere verdiği sözlerin, bütçede şeffaflık vaadinin ve birlikte yönetim iddiasının takipçisi olacağız.
Bursa’da KOBİ’ler bu seçimde güçlerini gösterdi. Büyük şirketlerin gölgesinde kalmaya, yalnızca aidat öderken ya da oy verirken hatırlanmaya razı olmadıklarını ortaya koydu.
Şimdi 8 Ekim’de o işletmeler adına oy kullanacak meclis üyelerinin önünde bir görev var: Üreticinin sandıkta açtığı yolu kapatmadan, BTSO’yu bütün üyelerine ait bir oda olarak yönetebilecek başkanı seçmek.