Bursa’nın İskender’i, kestane şekeri, pideli köftesi, tahinli pidesi, zeytini var. Yüzyıllara yayılan bir mutfak kültürü var. Böyle bir kentin gastronomi festivali düzenlemesi yalnızca doğal değil, gerekli de. Gastronomi Festivali, Bursa’nın lezzetlerini Türkiye’ye ve dünyaya anlatmak için önemli bir fırsat.
Peki bu yıl festivalden geriye hangi görüntü kaldı? Bursa mutfağını anlatan bir sofra mı, yoksa herkesin kaşığıyla aynı dönerin başına üşüştüğü o görüntü mü?
Geçtiğimiz yıllarda başlatılan festival, Başkan Mustafa Bozbey döneminde de sahiplenilip sürdürüldü. İlk yıllarında ise açık konuşalım, yöresel lezzetler pazarından pek farklı değildi. Duman altı bir alan, hijyen konusunda soru işareti yaratan tezgâhlar, yüksek fiyatlar ve Bursa’yla ilgisi olmayan yemekler… Kimi satıcılar için festival, tezgâh kiralayıp ürünlerini dükkânındakinden daha pahalıya satma fırsatına dönüşmüştü.
Bozbey göreve geldikten sonra festivalin Bursa’nın tanıtımına ne katabileceğini gördü ve organizasyon baştan aşağı elden geçirildi. Kadın derneklerine bir satış sokağı açıldı. Bursa lezzetlerine daha görünür bir yer verildi; yoğun duman çıkaran tezgâhlar ana etkinlik alanından uzaklaştırıldı.
Gastronomi dünyasından konuklar davet edildi, kardeş şehirlerin katılımıyla festivale uluslararası bir boyut kazandırıldı. Bu dönüşümde organizasyonun başındaki Pınar Işıkyıldız ile Kültür AŞ Müdürü Yankı İçöz’ün emeğini de teslim etmek gerekiyor.
Bursa lezzetlerini anlatan bir gastronomi kitabından işin akademik boyutuna kadar uzanan çalışmalar yapıldı. Festival, yalnızca insanların gelip yemek yediği bir alan olmaktan çıkıp kentin mutfak kültürünü anlatan bir organizasyona dönüştü. Bursa’nın ihtiyacı olan da buydu.
Ancak hepimizin bildiği gibi Türkiye’de hiçbir güzellik cezasız kalmıyor. Bursa’nın seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı. Ardından Belediye Meclisi’nde Şahin Biba başkan vekili seçildi. Yeni yönetimin önünde hazır bir birikim ve içeriği geliştirilmiş bir festival vardı. Yapmaları gereken, bu birikimi koruyup daha iyisini ortaya koymaktı.
Bu yılki festivalin açılışı, mehter takımının İstiklal Marşı’nı icra ediş biçimine gösterilen tepkilerle gündeme geldi. Tezgâhlardaki fiyatlar cep yaktı. Artvin’in cağ dönerinden Adana kebabına, Gaziantep baklavasına kadar pek çok yiyecek festival alanında yer aldı. Oysa adı Bursa Gastronomi Festivali olan bir etkinlikte sunulan lezzetlerin mutlaka Bursa mutfağıyla bir bağı olmalı.
Tam da bu tabloya bakarken metrelerce uzunluğunda bir İskender kebabı gördük. “Nihayet Bursa’ya ait bir lezzet,” dedik. Fakat kısa süre sonra konuşulan şey İskender’in kendisi değil, insanların aynı dönerden gelişigüzel yemek aldığı görüntüler oldu.
Sosyal medya, televizyonlar ve gazeteler bu görüntülerle doldu. Festival için yapılan bütün tanıtım, tek bir görüntünün gölgesinde kaldı.
Görüntüler yayılınca belediye yönetimi sorumluluğu döneri hazırlayan Tophane Kebapçısı’na yüklemeye çalıştı. İşletmenin hesabından da mecburen belediyenin kusuru olmadığı yönünde bir paylaşım yapıldı.
Ne var ki sonradan yayılan görüntülerde, vatandaşlar dönere yönelmeden önce Şahin Biba’nın, “Şimdi verecen burada kaşığı, herkes dalacak” dediği duyuluyor. “Başkanım, elle yenir bu, değil mi?” diye soran vatandaşa da “Evet” yanıtını veriyor.
Vatandaşı bu şekilde yönlendiren kişi oradayken bütün sorumluluğu işletmeye bırakmak kolay. Ama görüntüler ortada. Tepki gelince işletmeyi günah keçisi ilan ederek bu işten sıyrılamazsınız.
Mesele elbette yalnızca bir döner değil. Mesele, festivalin nasıl planlandığı, Bursa mutfağının nasıl temsil edildiği, vatandaşın ne ödediği, hijyenin nasıl gözetildiği ve ortaya çıkan hatanın sorumluluğunu kimin üstlendiği. Bir kenti yönetmek, kameraların önünde sorumsuzca konuşmakla olmuyor.
Bursa’nın gastronomisini anlatmak için geçtiğimiz yıllarda ciddi emek verildi. Yöresel ürünler pazarını andıran etkinlik, uluslararası bir gastronomi festivaline dönüşmeye başladı.
Şimdi ise bütün Türkiye Bursa’yı lezzetleriyle değil, bu görüntüyle konuşuyorsa verilen emeğe de kentin turizmi için gösterilen çabaya da yazık olmuştur. Şahin Bibayönetimi, festivalin geldiği bu noktaya ilişkin özeleştiri yapmalı ve sorumluluk üstlenmelidir. Gastronomi Festivali’ni eline yüzüne bulaştırdığını kabul etmeli, işin ehli yeniden göreve kadar bu tip organizasyonlara kalkışmamalıdır.
Çünkü Bursa’nın mutfağı da Bursa halkı da daha iyisini hak ediyor. Umuyoruz ki Bursalılar, Bozbey döneminde festivale verilen emeği de bugünkü yönetimin ortaya çıkardığı tabloyu da görüyordur.
Bir kentin değerini görünür kılmak liyakat, birikim ve özen ister. Tepeden gelip o koltuğa oturmak, bunlara sahip olmak anlamına gelmiyor. Bedelini ise yalnızca Gastronomi Festivali değil, tüm Bursa ve Bursalılar ödüyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Harun KARANFİLCİ
Bursa Gastronomisi Bu Görüntüyle mi Anılacaktı?
Bursa’nın İskender’i, kestane şekeri, pideli köftesi, tahinli pidesi, zeytini var. Yüzyıllara yayılan bir mutfak kültürü var. Böyle bir kentin gastronomi festivali düzenlemesi yalnızca doğal değil, gerekli de. Gastronomi Festivali, Bursa’nın lezzetlerini Türkiye’ye ve dünyaya anlatmak için önemli bir fırsat.
Peki bu yıl festivalden geriye hangi görüntü kaldı? Bursa mutfağını anlatan bir sofra mı, yoksa herkesin kaşığıyla aynı dönerin başına üşüştüğü o görüntü mü?
Geçtiğimiz yıllarda başlatılan festival, Başkan Mustafa Bozbey döneminde de sahiplenilip sürdürüldü. İlk yıllarında ise açık konuşalım, yöresel lezzetler pazarından pek farklı değildi. Duman altı bir alan, hijyen konusunda soru işareti yaratan tezgâhlar, yüksek fiyatlar ve Bursa’yla ilgisi olmayan yemekler… Kimi satıcılar için festival, tezgâh kiralayıp ürünlerini dükkânındakinden daha pahalıya satma fırsatına dönüşmüştü.
Bozbey göreve geldikten sonra festivalin Bursa’nın tanıtımına ne katabileceğini gördü ve organizasyon baştan aşağı elden geçirildi. Kadın derneklerine bir satış sokağı açıldı. Bursa lezzetlerine daha görünür bir yer verildi; yoğun duman çıkaran tezgâhlar ana etkinlik alanından uzaklaştırıldı.
Gastronomi dünyasından konuklar davet edildi, kardeş şehirlerin katılımıyla festivale uluslararası bir boyut kazandırıldı. Bu dönüşümde organizasyonun başındaki Pınar Işıkyıldız ile Kültür AŞ Müdürü Yankı İçöz’ün emeğini de teslim etmek gerekiyor.
Bursa lezzetlerini anlatan bir gastronomi kitabından işin akademik boyutuna kadar uzanan çalışmalar yapıldı. Festival, yalnızca insanların gelip yemek yediği bir alan olmaktan çıkıp kentin mutfak kültürünü anlatan bir organizasyona dönüştü. Bursa’nın ihtiyacı olan da buydu.
Ancak hepimizin bildiği gibi Türkiye’de hiçbir güzellik cezasız kalmıyor. Bursa’nın seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı. Ardından Belediye Meclisi’nde Şahin Biba başkan vekili seçildi. Yeni yönetimin önünde hazır bir birikim ve içeriği geliştirilmiş bir festival vardı. Yapmaları gereken, bu birikimi koruyup daha iyisini ortaya koymaktı.
Bu yılki festivalin açılışı, mehter takımının İstiklal Marşı’nı icra ediş biçimine gösterilen tepkilerle gündeme geldi. Tezgâhlardaki fiyatlar cep yaktı. Artvin’in cağ dönerinden Adana kebabına, Gaziantep baklavasına kadar pek çok yiyecek festival alanında yer aldı. Oysa adı Bursa Gastronomi Festivali olan bir etkinlikte sunulan lezzetlerin mutlaka Bursa mutfağıyla bir bağı olmalı.
Tam da bu tabloya bakarken metrelerce uzunluğunda bir İskender kebabı gördük. “Nihayet Bursa’ya ait bir lezzet,” dedik. Fakat kısa süre sonra konuşulan şey İskender’in kendisi değil, insanların aynı dönerden gelişigüzel yemek aldığı görüntüler oldu.
Sosyal medya, televizyonlar ve gazeteler bu görüntülerle doldu. Festival için yapılan bütün tanıtım, tek bir görüntünün gölgesinde kaldı.
Görüntüler yayılınca belediye yönetimi sorumluluğu döneri hazırlayan Tophane Kebapçısı’na yüklemeye çalıştı. İşletmenin hesabından da mecburen belediyenin kusuru olmadığı yönünde bir paylaşım yapıldı.
Ne var ki sonradan yayılan görüntülerde, vatandaşlar dönere yönelmeden önce Şahin Biba’nın, “Şimdi verecen burada kaşığı, herkes dalacak” dediği duyuluyor. “Başkanım, elle yenir bu, değil mi?” diye soran vatandaşa da “Evet” yanıtını veriyor.
Vatandaşı bu şekilde yönlendiren kişi oradayken bütün sorumluluğu işletmeye bırakmak kolay. Ama görüntüler ortada. Tepki gelince işletmeyi günah keçisi ilan ederek bu işten sıyrılamazsınız.
Mesele elbette yalnızca bir döner değil. Mesele, festivalin nasıl planlandığı, Bursa mutfağının nasıl temsil edildiği, vatandaşın ne ödediği, hijyenin nasıl gözetildiği ve ortaya çıkan hatanın sorumluluğunu kimin üstlendiği. Bir kenti yönetmek, kameraların önünde sorumsuzca konuşmakla olmuyor.
Bursa’nın gastronomisini anlatmak için geçtiğimiz yıllarda ciddi emek verildi. Yöresel ürünler pazarını andıran etkinlik, uluslararası bir gastronomi festivaline dönüşmeye başladı.
Şimdi ise bütün Türkiye Bursa’yı lezzetleriyle değil, bu görüntüyle konuşuyorsa verilen emeğe de kentin turizmi için gösterilen çabaya da yazık olmuştur. Şahin Bibayönetimi, festivalin geldiği bu noktaya ilişkin özeleştiri yapmalı ve sorumluluk üstlenmelidir. Gastronomi Festivali’ni eline yüzüne bulaştırdığını kabul etmeli, işin ehli yeniden göreve kadar bu tip organizasyonlara kalkışmamalıdır.
Çünkü Bursa’nın mutfağı da Bursa halkı da daha iyisini hak ediyor. Umuyoruz ki Bursalılar, Bozbey döneminde festivale verilen emeği de bugünkü yönetimin ortaya çıkardığı tabloyu da görüyordur.
Bir kentin değerini görünür kılmak liyakat, birikim ve özen ister. Tepeden gelip o koltuğa oturmak, bunlara sahip olmak anlamına gelmiyor. Bedelini ise yalnızca Gastronomi Festivali değil, tüm Bursa ve Bursalılar ödüyor.