BTSO seçimlerini geride bıraktık, şimdi sıra Bursa Barosu’nda. Farklı meslek örgütleri, farklı sorunlar, farklı adaylar… Buna rağmen her iki seçim de üyelerinin dışındaki çevrelerde ilgiyle izleniyor. Bu kurumların nasıl yönetildiği ve kentin meseleleri karşısında nerede durduğu, Bursa’da yaşayan herkesi bir şekilde ilgilendiriyor.
Mevcut Başkan Metin Öztosun’un yeniden aday olmayacağını açıklamasının ardından baroda beş adaylı bir yarış ortaya çıktı. Aslı Evke Yetkin, Yener Poroy, Sibel Özbudak, Okan Dursun ve Servet Sarıca başkanlık için yarışıyor. Genel kurul 17 Ekim’de, seçim ise 18 Ekim’de Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi’nde yapılacak.
BTSO’da iki aday etrafındaki destek, baroda farklı listelere dağılıyor. Geçmişte aynı yönetimlerde yer alan isimler bu kez birbirlerinin rakibi. Bunda yadırganacak bir şey yok; herkes kendi yönetim anlayışını meslektaşlarının önüne koyabilir. Asıl mesele, bu adaylıkların hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve önümüzdeki dönem için ne söylediğini görebilmek.
Bu açıdan Aslı Evke Yetkin’in adaylığı üzerinde durmak gerekiyor. Yönetim kurulu üyeliği, saymanlık, genel sekreterlik ve başkan yardımcılığı yapmış; insan haklarından avukat haklarına, kadın haklarından kent ve çevre sorunlarına kadar farklı alanlarda görev almış. Baronun hem gündelik işleyişinde hem de kamuoyuna dönük mücadelesinde bulunması, kendisini desteklenmesi gereken güçlü bir isim olarak öne çıkarıyor.
Elbette görevleri sıralamak tek başına yeterli değil. Önemli olan, o yılların insana ne öğrettiği ve yeni bir sorumluluğa nasıl yansıdığıdır. Yetkin’in Özgür ve Bağımsız Avukatlar Grubu adına yaptığı adaylık açıklamasında, avukatların ekonomik ve sosyal sorunlarıyla hukukun üstünlüğünü birlikte ele alması bu yüzden değerli. Meslektaşının geçim sıkıntısını gören, savunmanın bağımsızlığını da aynı ciddiyetle sahiplenen bir baroya ihtiyaç var.
Deneyime ve emeğe verilen değer, Bursa’nın kendi insanıyla kurduğu ilişkiyi de sorgulamayı gerektiriyor. Bu kent üretimiyle, ihracatıyla, fabrikalarıyla övünmeyi seviyor. Ancak ekonomik büyüklüğün çevresinde gelişmesi gereken mesleki yaşam söz konusu olduğunda aynı özgüven görülemiyor. Burada yetişmiş, işini burada kurmuş insanların bilgi ve becerisine hâlâ yeterince güvenilmiyor.
Hukukta, reklamda, iletişimde, yazılımda, mimarlıkta bunun örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bursa’daki bir işletme, ihtiyaç duyduğu hizmet için doğrudan İstanbul’a yönelmeyi normal sayarken buradaki ekip, aynı deneyime sahip olsa bile kendisine neden güvenilmesi gerektiğini ayrıca anlatmak zorunda kalıyor. Sonra da gençlerin neden İstanbul’a gittiğini konuşuyoruz. Kendi kentinde emeğinin karşılığını bulamayan bir gencin başka yerde fırsat aramasından daha doğal ne olabilir?
Elbette herkes istediği kentte yaşayabilir, çalışabilir. Bursa’daki her işin mutlaka Bursalı birine verilmesini savunmak da doğru olmaz. Sorun, burada bulunan yeteneğin daha baştan ikinci sıraya konulması. Bursa’da okumuş, mesleğe başlamış bir genç hayatını burada sürdürmek istediğinde bunun gerçekçi bir karşılığı olmalı.
Büyük işletmelerin Bursa’yla ilişkisi de fabrika kapısında bitmemeli. Üretimin trafik, çevre ve altyapı yükünü taşıyan bu kent, yarattığı ekonomik değerden daha fazla pay almalı. Fabrikalardaki mavi yaka istihdamının yanında hukuk, araştırma, tasarım ve teknoloji gibi alanlarda da Bursalıların önü açılmalı. Şirket merkezlerinin ve vergilerin Bursa’ya katkısı da bu çerçevede tartışılmalı.
Ne yazık ki aynı yaklaşım kültür sanat alanında da karşımıza çıkıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde keman sanatçısı Muhammed Yıldırır’ın genel sanat yönetmeni olarak görevlendirilmesi de, üzerinde durulması gereken bir tercih. Burada tartışılması gereken, Yıldırır’ın sanatçılığından önce belediyenin bu görev için nasıl bir ihtiyaç tanımladığı ve seçimini hangi ölçütlere göre yaptığı.
Genel sanat yönetmenliğinin görev ve yetkileri neleri kapsıyor? Bursa’da yıllardır emek veren sanatçılar ve akademisyenler neden bu tür görevlendirmelerde değerlendirilmez? Bu tercihi yapan Şahin Biba’nın, kararın gerekçelerini kamuoyuna açıklaması gerekir.
Çünkü Bursa’nın kültür ve sanat hayatı bir isimden veya unvandan ibaret değil. Yıllardır bu kentte sahneye çıkan, öğrenci yetiştiren, seyirciyle ilişki kuran ve kurumları ayakta tutan değerli insanlarımız var. Onların deneyimini görmezden gelen bir planlamanın eksik kalması kaçınılmaz. Başka bir kentten gelen birinin Bursa’ya ne ölçüde katkı sağlayacağı da bu açıdan soru işareti taşıyor.
Bursa’ya aidiyeti doğum yeri üzerinden tarif etmek de meseleyi daraltır. Bu kentte hayat kurmak, çalışmak, sorunlarıyla ilgilenmek ve sorumluluk almak çok daha anlamlı bir bağ oluşturuyor. Baro seçiminde Yetkin’in çalışmalarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Kentin ve mesleğin meseleleriyle yıllar içinde kurulmuş, emekle görünür hâle gelmiş bir ilişkisi var.
Diğer adaylar da Bursa’nın meslek ve sivil toplum hayatında bilinen isimler. Onların deneyimleri ve önerileri elbette seçmenin değerlendirmesinde yer bulacaktır. Yetkin’in adaylığını güçlü bulmak, başkalarının emeğini küçümsemeyi gerektirmiyor. Ancak baronun farklı sorumluluk alanlarında çalışmış olmanın sağladığı avantajı da görmek gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde baronun önünde ağır bir gündem bulunuyor. Çalışma koşullarını takip eden, ücretli avukatların haklarını savunan, ilçelerdeki ve adliyelerdeki sorunların peşini bırakmayan bir baro gerekiyor. Yetkin’in avukat hakları alanındaki deneyimi, bu ihtiyaçları tanıması bakımından önemli.
Üstelik avukatların çalışma koşullarını yalnızca bir mesleğin iç meselesi sayamayız. İşten çıkarılan bir işçinin, şiddetten korunmaya çalışan bir kadının, hakkı ihlal edilen bir çocuğun yanında çoğu zaman bir avukat vardır. Yaşadığı çevreyi korumak için dava açan yurttaş da hakkını onunla arar. Avukatın özgürce ve güven içinde çalışabilmesi, bütün bu insanların adalete ulaşmasını doğrudan etkiler.
Adalete güvenin yıprandığı, insanların hakkını ararken bile kaygı duyduğu bir ortamda Bursa Barosu’nun hukuk ve demokrasi mücadelesini sürdürmesi gerekiyor. Bu sorumluluk yalnızca açıklama yayımlamakla yerine getirilemez; takip etmeyi, itiraz etmeyi ve bedeli olsa da sözünü söylemeyi gerektirir.
Barolar bunu yaptığında “siyaset yapıyorlar” diyenler çıkıyor. Oysa anayasal hakları, laikliği, yargı bağımsızlığını ve savunma hakkını korumak, baronun varlık nedenleri arasında. Hiçbir meslek örgütü bir siyasi partinin uzantısına dönüşmemeli. Fakat iktidarı rahatsız eden her itiraz siyasi faaliyet sayılırsa barolara açıkça “Susun, kimsenin hakkını savunmayın” denmiş olur.
Yetkin’in Cumhuriyet değerlerine, demokratik ve laik hukuk devleti anlayışına sahip çıkma iradesi bu yüzden önemli. Kadın hakları ve insan hakları alanındaki geçmişi, bu tutumun seçim döneminde kurulmuş birkaç cümleden ibaret olmadığını gösteriyor. Meslektaşlarının gündelik sorunlarıyla ülkenin hukuk mücadelesini birlikte ele alabilecek deneyimi, adaylığını güçlendiriyor.
18 Ekim’de kararı avukatlar verecek. O güne kadar listeler, destekler ve beş aday arasında oyların nasıl dağılacağı çok konuşulacak. Ancak seçim hesaplarının arasında adayların bugüne kadar ne yaptığı ve üstleneceği sorumluluğa ne kadar hazır olduğu gözden kaçmamalı.
Bursa’nın kendi birikimine güvenmesi, yıllarını bu kentin kurumlarına ve insanlarına vermiş kişilerin emeğinin görülmesiyle mümkün. Aslı Evke Yetkin’in adaylığı da bu birikimle öne çıkıyor. Bursa kamuoyunun barodan beklediği; meslektaşlarının derdini bilen, ulaşılabilen ve hukuksuzluk karşısında sözünü esirgemeyen bir yönetim. Yetkin’in deneyimi ve bugüne kadar üstlendiği sorumluluklar, bu beklentiyi karşılayabilecek güçlü bir aday olduğunu gösteriyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Harun KARANFİLCİ
Bursa Kendi Birikimine Ne Zaman Güvenecek?
BTSO seçimlerini geride bıraktık, şimdi sıra Bursa Barosu’nda. Farklı meslek örgütleri, farklı sorunlar, farklı adaylar… Buna rağmen her iki seçim de üyelerinin dışındaki çevrelerde ilgiyle izleniyor. Bu kurumların nasıl yönetildiği ve kentin meseleleri karşısında nerede durduğu, Bursa’da yaşayan herkesi bir şekilde ilgilendiriyor.
Mevcut Başkan Metin Öztosun’un yeniden aday olmayacağını açıklamasının ardından baroda beş adaylı bir yarış ortaya çıktı. Aslı Evke Yetkin, Yener Poroy, Sibel Özbudak, Okan Dursun ve Servet Sarıca başkanlık için yarışıyor. Genel kurul 17 Ekim’de, seçim ise 18 Ekim’de Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi’nde yapılacak.
BTSO’da iki aday etrafındaki destek, baroda farklı listelere dağılıyor. Geçmişte aynı yönetimlerde yer alan isimler bu kez birbirlerinin rakibi. Bunda yadırganacak bir şey yok; herkes kendi yönetim anlayışını meslektaşlarının önüne koyabilir. Asıl mesele, bu adaylıkların hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve önümüzdeki dönem için ne söylediğini görebilmek.
Bu açıdan Aslı Evke Yetkin’in adaylığı üzerinde durmak gerekiyor. Yönetim kurulu üyeliği, saymanlık, genel sekreterlik ve başkan yardımcılığı yapmış; insan haklarından avukat haklarına, kadın haklarından kent ve çevre sorunlarına kadar farklı alanlarda görev almış. Baronun hem gündelik işleyişinde hem de kamuoyuna dönük mücadelesinde bulunması, kendisini desteklenmesi gereken güçlü bir isim olarak öne çıkarıyor.
Elbette görevleri sıralamak tek başına yeterli değil. Önemli olan, o yılların insana ne öğrettiği ve yeni bir sorumluluğa nasıl yansıdığıdır. Yetkin’in Özgür ve Bağımsız Avukatlar Grubu adına yaptığı adaylık açıklamasında, avukatların ekonomik ve sosyal sorunlarıyla hukukun üstünlüğünü birlikte ele alması bu yüzden değerli. Meslektaşının geçim sıkıntısını gören, savunmanın bağımsızlığını da aynı ciddiyetle sahiplenen bir baroya ihtiyaç var.
Deneyime ve emeğe verilen değer, Bursa’nın kendi insanıyla kurduğu ilişkiyi de sorgulamayı gerektiriyor. Bu kent üretimiyle, ihracatıyla, fabrikalarıyla övünmeyi seviyor. Ancak ekonomik büyüklüğün çevresinde gelişmesi gereken mesleki yaşam söz konusu olduğunda aynı özgüven görülemiyor. Burada yetişmiş, işini burada kurmuş insanların bilgi ve becerisine hâlâ yeterince güvenilmiyor.
Hukukta, reklamda, iletişimde, yazılımda, mimarlıkta bunun örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bursa’daki bir işletme, ihtiyaç duyduğu hizmet için doğrudan İstanbul’a yönelmeyi normal sayarken buradaki ekip, aynı deneyime sahip olsa bile kendisine neden güvenilmesi gerektiğini ayrıca anlatmak zorunda kalıyor. Sonra da gençlerin neden İstanbul’a gittiğini konuşuyoruz. Kendi kentinde emeğinin karşılığını bulamayan bir gencin başka yerde fırsat aramasından daha doğal ne olabilir?
Elbette herkes istediği kentte yaşayabilir, çalışabilir. Bursa’daki her işin mutlaka Bursalı birine verilmesini savunmak da doğru olmaz. Sorun, burada bulunan yeteneğin daha baştan ikinci sıraya konulması. Bursa’da okumuş, mesleğe başlamış bir genç hayatını burada sürdürmek istediğinde bunun gerçekçi bir karşılığı olmalı.
Büyük işletmelerin Bursa’yla ilişkisi de fabrika kapısında bitmemeli. Üretimin trafik, çevre ve altyapı yükünü taşıyan bu kent, yarattığı ekonomik değerden daha fazla pay almalı. Fabrikalardaki mavi yaka istihdamının yanında hukuk, araştırma, tasarım ve teknoloji gibi alanlarda da Bursalıların önü açılmalı. Şirket merkezlerinin ve vergilerin Bursa’ya katkısı da bu çerçevede tartışılmalı.
Ne yazık ki aynı yaklaşım kültür sanat alanında da karşımıza çıkıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde keman sanatçısı Muhammed Yıldırır’ın genel sanat yönetmeni olarak görevlendirilmesi de, üzerinde durulması gereken bir tercih. Burada tartışılması gereken, Yıldırır’ın sanatçılığından önce belediyenin bu görev için nasıl bir ihtiyaç tanımladığı ve seçimini hangi ölçütlere göre yaptığı.
Genel sanat yönetmenliğinin görev ve yetkileri neleri kapsıyor? Bursa’da yıllardır emek veren sanatçılar ve akademisyenler neden bu tür görevlendirmelerde değerlendirilmez? Bu tercihi yapan Şahin Biba’nın, kararın gerekçelerini kamuoyuna açıklaması gerekir.
Çünkü Bursa’nın kültür ve sanat hayatı bir isimden veya unvandan ibaret değil. Yıllardır bu kentte sahneye çıkan, öğrenci yetiştiren, seyirciyle ilişki kuran ve kurumları ayakta tutan değerli insanlarımız var. Onların deneyimini görmezden gelen bir planlamanın eksik kalması kaçınılmaz. Başka bir kentten gelen birinin Bursa’ya ne ölçüde katkı sağlayacağı da bu açıdan soru işareti taşıyor.
Bursa’ya aidiyeti doğum yeri üzerinden tarif etmek de meseleyi daraltır. Bu kentte hayat kurmak, çalışmak, sorunlarıyla ilgilenmek ve sorumluluk almak çok daha anlamlı bir bağ oluşturuyor. Baro seçiminde Yetkin’in çalışmalarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Kentin ve mesleğin meseleleriyle yıllar içinde kurulmuş, emekle görünür hâle gelmiş bir ilişkisi var.
Diğer adaylar da Bursa’nın meslek ve sivil toplum hayatında bilinen isimler. Onların deneyimleri ve önerileri elbette seçmenin değerlendirmesinde yer bulacaktır. Yetkin’in adaylığını güçlü bulmak, başkalarının emeğini küçümsemeyi gerektirmiyor. Ancak baronun farklı sorumluluk alanlarında çalışmış olmanın sağladığı avantajı da görmek gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde baronun önünde ağır bir gündem bulunuyor. Çalışma koşullarını takip eden, ücretli avukatların haklarını savunan, ilçelerdeki ve adliyelerdeki sorunların peşini bırakmayan bir baro gerekiyor. Yetkin’in avukat hakları alanındaki deneyimi, bu ihtiyaçları tanıması bakımından önemli.
Üstelik avukatların çalışma koşullarını yalnızca bir mesleğin iç meselesi sayamayız. İşten çıkarılan bir işçinin, şiddetten korunmaya çalışan bir kadının, hakkı ihlal edilen bir çocuğun yanında çoğu zaman bir avukat vardır. Yaşadığı çevreyi korumak için dava açan yurttaş da hakkını onunla arar. Avukatın özgürce ve güven içinde çalışabilmesi, bütün bu insanların adalete ulaşmasını doğrudan etkiler.
Adalete güvenin yıprandığı, insanların hakkını ararken bile kaygı duyduğu bir ortamda Bursa Barosu’nun hukuk ve demokrasi mücadelesini sürdürmesi gerekiyor. Bu sorumluluk yalnızca açıklama yayımlamakla yerine getirilemez; takip etmeyi, itiraz etmeyi ve bedeli olsa da sözünü söylemeyi gerektirir.
Barolar bunu yaptığında “siyaset yapıyorlar” diyenler çıkıyor. Oysa anayasal hakları, laikliği, yargı bağımsızlığını ve savunma hakkını korumak, baronun varlık nedenleri arasında. Hiçbir meslek örgütü bir siyasi partinin uzantısına dönüşmemeli. Fakat iktidarı rahatsız eden her itiraz siyasi faaliyet sayılırsa barolara açıkça “Susun, kimsenin hakkını savunmayın” denmiş olur.
Yetkin’in Cumhuriyet değerlerine, demokratik ve laik hukuk devleti anlayışına sahip çıkma iradesi bu yüzden önemli. Kadın hakları ve insan hakları alanındaki geçmişi, bu tutumun seçim döneminde kurulmuş birkaç cümleden ibaret olmadığını gösteriyor. Meslektaşlarının gündelik sorunlarıyla ülkenin hukuk mücadelesini birlikte ele alabilecek deneyimi, adaylığını güçlendiriyor.
18 Ekim’de kararı avukatlar verecek. O güne kadar listeler, destekler ve beş aday arasında oyların nasıl dağılacağı çok konuşulacak. Ancak seçim hesaplarının arasında adayların bugüne kadar ne yaptığı ve üstleneceği sorumluluğa ne kadar hazır olduğu gözden kaçmamalı.
Bursa’nın kendi birikimine güvenmesi, yıllarını bu kentin kurumlarına ve insanlarına vermiş kişilerin emeğinin görülmesiyle mümkün. Aslı Evke Yetkin’in adaylığı da bu birikimle öne çıkıyor. Bursa kamuoyunun barodan beklediği; meslektaşlarının derdini bilen, ulaşılabilen ve hukuksuzluk karşısında sözünü esirgemeyen bir yönetim. Yetkin’in deneyimi ve bugüne kadar üstlendiği sorumluluklar, bu beklentiyi karşılayabilecek güçlü bir aday olduğunu gösteriyor.