Bu hafta başka bir konu üzerine yazmayı düşünüyordum. Ama geçtiğimiz günlerde, tam okul çıkışı saatinde bir otobüs durağının önünden geçerken gördüğüm manzara fikrimi değiştirdi. Sırtlarında çantalarıyla bekleyen çocukların önünde, çoğu 65 yaşın üzerinde görünen onlarca vatandaş vardı. Kalabalığa bakınca, sırt çantalarının ağırlığı altında ezilen çocukların, otobüs geldiğinde büyüklerinden yer bulup araca binip binemeyeceğini dert ettim kendime.
Aslında çoğumuzun duraklarda, otobüslerde gördüğü bir manzara bu. Ama konu yaşlıların ücretsiz ulaşım hakkına gelince herkes biraz duraksıyor. Söyleyeceği sözün başına birkaç açıklama ekliyor, yanlış anlaşılmamak için cümlelerini tartıyor. Sonunda da mesele pek konuşulmadan kapanıyor.
Ben dahil çok sayıda insan ise bu hakkın kullanımını konuşmamız gerektiğini düşünüyor. Çünkü fabrikaya yetişmeye çalışan işçinin, okuldan çıkmış çocuğun yaşadığı sıkıntı da en az diğer yolcularınki kadar önemli. Bir uygulamanın iyi niyetle başlaması, zamanla ortaya çıkan aksaklıkları tartışmamıza neden engel olsun?
Önce kısa bir hatırlatma yapalım. Türkiye genelinde 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlara ücretsiz şehir içi ulaşım hakkı, Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde getirildi. Düzenleme 2013’te yasalaştı, ilgili yönetmelik 2014’te yürürlüğe girdi. Bugün belediyeler bu hakkı kendi tercihleriyle vermiyor, kanunun gereğini yerine getiriyor. İktidarın da muhalefetin de belediyesi aynı yükümlülüğe sahip.
Dolayısıyla belediyelerin tek başına saat sınırlaması getirmesi ya da ücretsiz binişleri kaldırması mümkün değil. Böyle bir değişikliğin merkezi yönetim tarafından mevzuatta düzenlenmesi gerekiyor.
Fakat siyasette bu konuyu açmaya pek hevesli kimse yok. Sonuçta sandığa giden geniş bir seçmen kitlesinden söz ediyoruz. Tepki çekme ihtimali belirince herkes susmayı daha güvenli buluyor. Durakta bekleyen çocuğun oy hakkı da olmadığına göre, onun sıkıntısı biraz daha bekleyebilir diye düşünüyorlar herhalde.
Hayatı boyunca fabrikada çalışmış, tarlada üretmiş, çocuk yetiştirmiş, vergisini ödemiş insanlara yaşlılıklarında ulaşım kolaylığı sağlanmasına elbette itirazımız yok. Emekli maaşıyla geçinmeye çalışan birinin hastaneye veya pazara giderken bir de yol parasını düşünmemesi kıymetli. Bu ülkeye yıllarca emek vermiş insanların yaş aldıklarında evlerine kapanmasını da bekleyemeyiz.
Üstelik emeklilik, insanın hayattan elini eteğini çekmesi demek değil. Torununa bakan, ailesine destek olan, hâlâ çalışan nice büyüğümüz var. Ama günlük programını daha rahat belirleyebilen, gezintisini ya da ziyaretini bir saat erteleyebilecek insanlar da var. İşte biraz da bunu konuşalım istiyorum.
İki durak ötedeki fırına ekmek almaya giden amcamız, şehrin diğer ucundaki kısırlı börekli buluşmaya yetişen teyzemiz elbette otobüse binebilir. Yalnız, bu yolculukların işe ve okula giriş çıkış saatlerine denk gelmesi şart mı? Biraz daha erken ya da geç çıkmak mümkünken neden herkes aynı saatte aynı otobüsün kapısına yığılıyor?
Bir yanda mesaisine geç kalamayacak çalışan, diğer yanda derse yetişmek zorunda olan öğrenci var. Onların yola çıkış saatini değiştirme şansı yok. Ziyarete giden insanın ise çoğu zaman var. Otobüs dolup kapılar kapandığında, durakta kalan çocuğa bunu nasıl anlatacağız?
Elbette kimsenin nereye gittiğini yüzüne bakarak bilemeyiz. Yaşlı bir yolcu hastaneye, işine veya bir yakınının yanına gidiyor olabilir. Herkesi gezmeye çıkmış saymak haksızlık olur. Ancak bu da yoğun saatlerdeki kullanımı incelememek için bir gerekçe olamaz.
Önerim, sabah 08.00–10.00 ile öğleden sonra 15.00–18.00 arasındaki ücretsiz binişlerin yeniden değerlendirilmesi. Bu saatlerde indirimli, diğer saatlerde ücretsiz ulaşım düşünülebilir. Sağlık randevusu, çalışma durumu ve düşük gelir gibi koşullar için istisnalar da belirlenebilir. Günlük programını değiştirebilenlerin daha sakin saatleri tercih etmesini sağlayacak bir düzenleme üzerinde çalışılabilir.
Bunun ne kadar işe yarayacağını görmek için de BURULAŞ’ın biniş kayıtları incelenmeli. Hangi hatta, hangi saatte, kaç ücretsiz yolcu taşınıyor? Kaç otobüs durağa dolu geliyor? İnsanlar en çok nerelerde araca binemiyor? Bu bilgileri görebilirsek öneriyi de itirazları da daha sağlam bir zeminde konuşabiliriz.
Üstelik ücretsiz ulaşımı belirli saatlere göre düzenlemek dünyada görülmemiş bir uygulama değil. Bazı ülkelerde yaşlılara yönelik ücretsiz ulaşım hakkı, yoğun saatlerin dışında kullanılabiliyor. Bizde ise kullanım koşullarını tartışmaya açmak bile kolayca hak düşmanlığı sayılabiliyor.
İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner’in anlattığı bir örnek de aklıma geliyor. Güner, yaşlı bir kadının bir yılda 300 kez doktora başvurduğunu, nedenini sorduğunda “Alışkanlığım böyle” cevabını aldığını söylemişti. Hastanelerin sosyalleşmek için de kullanıldığını anlatıyordu. Tek bir kişiden bütün yaşlılara ilişkin sonuç çıkaramayız ama bu örneğin düşündürdüğü şeyler var.
İnsanların sohbet etmek için hastaneye gitmesi, yalnızlığı da konuşmamız gerektiğini gösteriyor. Mahallesinde vakit geçirebileceği, arkadaşlarıyla buluşabileceği bir yer bulamayan insanın bütün günü şehirde dolaşarak geçirmesine şaşırmamak gerekir. Belediyenin görevi sadece ücretsiz kart vermekle bitmiyor. Yaşlıların evlerinden çıkıp kolayca ulaşabileceği sosyal mekânlar da gerekiyor.
Bir de bu ücretsiz ulaşımın maliyet hesabı var. Yolcu para ödemiyor ama otobüs yakıt tüketiyor, şoför maaş alıyor, aracın bakımı yapılıyor. Lastik, yedek parça, temizlik, sigorta… Bunların hiçbiri ücretsiz değil. O para bir yerden çıkıyor.
Merkezi yönetim de bu maliyete katkıda bulunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kapsamdaki özel halk otobüslerine belediyeler aracılığıyla araç başına aylık gelir desteği ödüyor. Ancak bu ödeme, her ücretsiz binişin bilet bedelinin karşılandığı anlamına gelmiyor. Belediyelerin de kendi bütçelerinden sağladıkları ciddi destekler var.
Kamu bütçesinden işletmeciye para aktarılıyorsa bunun karşılığında düzenli sefer, bakımlı araç ve düzgün hizmet beklemek hakkımız. Hangi hatta neden yeterli araç yok, hangi sefer neden aksıyor, verilen destek neyi karşılıyor? Bunları vatandaşın da bilmesi gerekiyor.
Ama burada Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne de dönüp bakmak zorundayız. Çünkü bugünkü kalabalığın bütün sorumluluğunu ücretsiz kart kullananlara yüklersek, yıllardır kentin ihtiyacına yetişemeyen ulaşım politikasının hesabını sormamış oluruz.
Bursa büyüdü, yeni mahalleler kuruldu, konutlar ve işyerleri kentin dört bir yanına yayıldı. Toplu taşıma ise bu büyümeye ayak uyduramadı. Geçmiş yönetimler ulaşım meselesini yeterince ciddiye alsaydı, bugün aynı güzergâhlarda aynı sıkışıklığı konuşuyor olmazdık.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, bu yılın başında yaptığı açıklamada Emek–Şehir Hastanesi hattı dışında, kentin son on yıllık büyümesine karşılık gelecek yeni raylı sistem projelerinin hazırlanmadığını ve onay süreçlerinin işletilmediğini söylemişti. Çalı–Demirtaş hattının 2018’de ulaşım planına girdiğini, ancak ilerleme sağlanmadığını da belirtmişti.
Peki şimdi durum ne? Başkan Bozbey döneminde hazırlıkları yürütülen Üniversite–Görükle, Çalı–Demirtaş hattı ve diğer raylı sistem projeleri hangi aşamada? Yapımına geçilemeyen hatlarda engel ne? Finansman mı bulunamıyor, onay mı bekleniyor, proje hazırlıkları mı tamamlanmadı?
Bursalılar artık hangi işin ne zaman başlayacağını, ne zaman biteceğini bilmek istiyor. Gecikme varsa nedenini duymak istiyor. Büyükşehir yönetimi bu sorulara açık ve net cevaplar vermeli. Ama ne yazık ki bugün belediyeyi yöneten de yıllarca yapılmayanların hesabını vermesi gereken aynı siyasi anlayış.
Tekrar belediye otobüslerine dönersek, Büyükşehir’in kendi filosunu büyütmesi de ulaşım yatırımının önemli bir parçası. Özel halk otobüsleri elbette hizmet verebilir. Ama Büyükşehir, ulaşım aksamasın diye işletmecilerin her talebine boyun eğmek zorunda kalmamalı. Kendi araçlarıyla hizmet verebilecek gücü olmalı ki seferleri de hizmetin koşullarını da belirleyebilsin, vatandaşın hakkını koruyabilsin.
Ben büyüklerimizin yoğun saatlerde biraz daha hassas davranmasını isterim. Ama bir kentin ulaşımını insanların birbirine göstereceği anlayışa bırakamayız. Yetersiz seferin, geciken yatırımın ve kötü planlamanın bedelini yolcuların birbirleriyle tartışarak ödemesi kabul edilemez. Otobüste genç yaşlıya, yaşlı gence kızarken belediye yönetiminin kenardan seyretmesine de razı olmamalıyız.
Yaya geçidinde durmayan sürücü, kaldırıma park edilen otomobil, binilemeyen otobüs… Küçük sorunlar diye geçiştiriyoruz. Ama her gün tekrarlanan bu sıkıntılar hayatımızın önemli bir bölümünü kaplıyor. İşe daha yorgun gidiyor, eve daha sinirli dönüyoruz. Sonra neden bu kadar tahammülsüz olduğumuzu soruyoruz.
Yaşlıların ücretsiz ulaşım hakkını da yoğun saatlerdeki kullanımını da belediyelerin yıllardır ertelediği yatırımları da konuşmalıyız. Oy kaybetme korkusuyla susarak, yeni projelerin görsellerini göstererek, vatandaştan biraz daha sabır isteyerek bu iş çözülmüyor.
Vergisini ödeyen insan, işine ve evine rahatça ulaşmak istiyor. Okuldan çıkmış çocuk da sırtındaki çantayla bir otobüs daha beklemek istemiyor. Büyükşehir’in başarısını biraz da o durakta ölçelim. Çünkü otobüsün kapısı kapanıp çocuk dışarıda kaldığında, açıklanan projelerin hiçbirine binip evine dönemiyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Harun KARANFİLCİ
Çocuklar Bir Sonraki Otobüsü Beklesin!
Bu hafta başka bir konu üzerine yazmayı düşünüyordum. Ama geçtiğimiz günlerde, tam okul çıkışı saatinde bir otobüs durağının önünden geçerken gördüğüm manzara fikrimi değiştirdi. Sırtlarında çantalarıyla bekleyen çocukların önünde, çoğu 65 yaşın üzerinde görünen onlarca vatandaş vardı. Kalabalığa bakınca, sırt çantalarının ağırlığı altında ezilen çocukların, otobüs geldiğinde büyüklerinden yer bulup araca binip binemeyeceğini dert ettim kendime.
Aslında çoğumuzun duraklarda, otobüslerde gördüğü bir manzara bu. Ama konu yaşlıların ücretsiz ulaşım hakkına gelince herkes biraz duraksıyor. Söyleyeceği sözün başına birkaç açıklama ekliyor, yanlış anlaşılmamak için cümlelerini tartıyor. Sonunda da mesele pek konuşulmadan kapanıyor.
Ben dahil çok sayıda insan ise bu hakkın kullanımını konuşmamız gerektiğini düşünüyor. Çünkü fabrikaya yetişmeye çalışan işçinin, okuldan çıkmış çocuğun yaşadığı sıkıntı da en az diğer yolcularınki kadar önemli. Bir uygulamanın iyi niyetle başlaması, zamanla ortaya çıkan aksaklıkları tartışmamıza neden engel olsun?
Önce kısa bir hatırlatma yapalım. Türkiye genelinde 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlara ücretsiz şehir içi ulaşım hakkı, Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde getirildi. Düzenleme 2013’te yasalaştı, ilgili yönetmelik 2014’te yürürlüğe girdi. Bugün belediyeler bu hakkı kendi tercihleriyle vermiyor, kanunun gereğini yerine getiriyor. İktidarın da muhalefetin de belediyesi aynı yükümlülüğe sahip.
Dolayısıyla belediyelerin tek başına saat sınırlaması getirmesi ya da ücretsiz binişleri kaldırması mümkün değil. Böyle bir değişikliğin merkezi yönetim tarafından mevzuatta düzenlenmesi gerekiyor.
Fakat siyasette bu konuyu açmaya pek hevesli kimse yok. Sonuçta sandığa giden geniş bir seçmen kitlesinden söz ediyoruz. Tepki çekme ihtimali belirince herkes susmayı daha güvenli buluyor. Durakta bekleyen çocuğun oy hakkı da olmadığına göre, onun sıkıntısı biraz daha bekleyebilir diye düşünüyorlar herhalde.
Hayatı boyunca fabrikada çalışmış, tarlada üretmiş, çocuk yetiştirmiş, vergisini ödemiş insanlara yaşlılıklarında ulaşım kolaylığı sağlanmasına elbette itirazımız yok. Emekli maaşıyla geçinmeye çalışan birinin hastaneye veya pazara giderken bir de yol parasını düşünmemesi kıymetli. Bu ülkeye yıllarca emek vermiş insanların yaş aldıklarında evlerine kapanmasını da bekleyemeyiz.
Üstelik emeklilik, insanın hayattan elini eteğini çekmesi demek değil. Torununa bakan, ailesine destek olan, hâlâ çalışan nice büyüğümüz var. Ama günlük programını daha rahat belirleyebilen, gezintisini ya da ziyaretini bir saat erteleyebilecek insanlar da var. İşte biraz da bunu konuşalım istiyorum.
İki durak ötedeki fırına ekmek almaya giden amcamız, şehrin diğer ucundaki kısırlı börekli buluşmaya yetişen teyzemiz elbette otobüse binebilir. Yalnız, bu yolculukların işe ve okula giriş çıkış saatlerine denk gelmesi şart mı? Biraz daha erken ya da geç çıkmak mümkünken neden herkes aynı saatte aynı otobüsün kapısına yığılıyor?
Bir yanda mesaisine geç kalamayacak çalışan, diğer yanda derse yetişmek zorunda olan öğrenci var. Onların yola çıkış saatini değiştirme şansı yok. Ziyarete giden insanın ise çoğu zaman var. Otobüs dolup kapılar kapandığında, durakta kalan çocuğa bunu nasıl anlatacağız?
Elbette kimsenin nereye gittiğini yüzüne bakarak bilemeyiz. Yaşlı bir yolcu hastaneye, işine veya bir yakınının yanına gidiyor olabilir. Herkesi gezmeye çıkmış saymak haksızlık olur. Ancak bu da yoğun saatlerdeki kullanımı incelememek için bir gerekçe olamaz.
Önerim, sabah 08.00–10.00 ile öğleden sonra 15.00–18.00 arasındaki ücretsiz binişlerin yeniden değerlendirilmesi. Bu saatlerde indirimli, diğer saatlerde ücretsiz ulaşım düşünülebilir. Sağlık randevusu, çalışma durumu ve düşük gelir gibi koşullar için istisnalar da belirlenebilir. Günlük programını değiştirebilenlerin daha sakin saatleri tercih etmesini sağlayacak bir düzenleme üzerinde çalışılabilir.
Bunun ne kadar işe yarayacağını görmek için de BURULAŞ’ın biniş kayıtları incelenmeli. Hangi hatta, hangi saatte, kaç ücretsiz yolcu taşınıyor? Kaç otobüs durağa dolu geliyor? İnsanlar en çok nerelerde araca binemiyor? Bu bilgileri görebilirsek öneriyi de itirazları da daha sağlam bir zeminde konuşabiliriz.
Üstelik ücretsiz ulaşımı belirli saatlere göre düzenlemek dünyada görülmemiş bir uygulama değil. Bazı ülkelerde yaşlılara yönelik ücretsiz ulaşım hakkı, yoğun saatlerin dışında kullanılabiliyor. Bizde ise kullanım koşullarını tartışmaya açmak bile kolayca hak düşmanlığı sayılabiliyor.
İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner’in anlattığı bir örnek de aklıma geliyor. Güner, yaşlı bir kadının bir yılda 300 kez doktora başvurduğunu, nedenini sorduğunda “Alışkanlığım böyle” cevabını aldığını söylemişti. Hastanelerin sosyalleşmek için de kullanıldığını anlatıyordu. Tek bir kişiden bütün yaşlılara ilişkin sonuç çıkaramayız ama bu örneğin düşündürdüğü şeyler var.
İnsanların sohbet etmek için hastaneye gitmesi, yalnızlığı da konuşmamız gerektiğini gösteriyor. Mahallesinde vakit geçirebileceği, arkadaşlarıyla buluşabileceği bir yer bulamayan insanın bütün günü şehirde dolaşarak geçirmesine şaşırmamak gerekir. Belediyenin görevi sadece ücretsiz kart vermekle bitmiyor. Yaşlıların evlerinden çıkıp kolayca ulaşabileceği sosyal mekânlar da gerekiyor.
Bir de bu ücretsiz ulaşımın maliyet hesabı var. Yolcu para ödemiyor ama otobüs yakıt tüketiyor, şoför maaş alıyor, aracın bakımı yapılıyor. Lastik, yedek parça, temizlik, sigorta… Bunların hiçbiri ücretsiz değil. O para bir yerden çıkıyor.
Merkezi yönetim de bu maliyete katkıda bulunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kapsamdaki özel halk otobüslerine belediyeler aracılığıyla araç başına aylık gelir desteği ödüyor. Ancak bu ödeme, her ücretsiz binişin bilet bedelinin karşılandığı anlamına gelmiyor. Belediyelerin de kendi bütçelerinden sağladıkları ciddi destekler var.
Kamu bütçesinden işletmeciye para aktarılıyorsa bunun karşılığında düzenli sefer, bakımlı araç ve düzgün hizmet beklemek hakkımız. Hangi hatta neden yeterli araç yok, hangi sefer neden aksıyor, verilen destek neyi karşılıyor? Bunları vatandaşın da bilmesi gerekiyor.
Ama burada Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne de dönüp bakmak zorundayız. Çünkü bugünkü kalabalığın bütün sorumluluğunu ücretsiz kart kullananlara yüklersek, yıllardır kentin ihtiyacına yetişemeyen ulaşım politikasının hesabını sormamış oluruz.
Bursa büyüdü, yeni mahalleler kuruldu, konutlar ve işyerleri kentin dört bir yanına yayıldı. Toplu taşıma ise bu büyümeye ayak uyduramadı. Geçmiş yönetimler ulaşım meselesini yeterince ciddiye alsaydı, bugün aynı güzergâhlarda aynı sıkışıklığı konuşuyor olmazdık.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, bu yılın başında yaptığı açıklamada Emek–Şehir Hastanesi hattı dışında, kentin son on yıllık büyümesine karşılık gelecek yeni raylı sistem projelerinin hazırlanmadığını ve onay süreçlerinin işletilmediğini söylemişti. Çalı–Demirtaş hattının 2018’de ulaşım planına girdiğini, ancak ilerleme sağlanmadığını da belirtmişti.
Peki şimdi durum ne? Başkan Bozbey döneminde hazırlıkları yürütülen Üniversite–Görükle, Çalı–Demirtaş hattı ve diğer raylı sistem projeleri hangi aşamada? Yapımına geçilemeyen hatlarda engel ne? Finansman mı bulunamıyor, onay mı bekleniyor, proje hazırlıkları mı tamamlanmadı?
Bursalılar artık hangi işin ne zaman başlayacağını, ne zaman biteceğini bilmek istiyor. Gecikme varsa nedenini duymak istiyor. Büyükşehir yönetimi bu sorulara açık ve net cevaplar vermeli. Ama ne yazık ki bugün belediyeyi yöneten de yıllarca yapılmayanların hesabını vermesi gereken aynı siyasi anlayış.
Tekrar belediye otobüslerine dönersek, Büyükşehir’in kendi filosunu büyütmesi de ulaşım yatırımının önemli bir parçası. Özel halk otobüsleri elbette hizmet verebilir. Ama Büyükşehir, ulaşım aksamasın diye işletmecilerin her talebine boyun eğmek zorunda kalmamalı. Kendi araçlarıyla hizmet verebilecek gücü olmalı ki seferleri de hizmetin koşullarını da belirleyebilsin, vatandaşın hakkını koruyabilsin.
Ben büyüklerimizin yoğun saatlerde biraz daha hassas davranmasını isterim. Ama bir kentin ulaşımını insanların birbirine göstereceği anlayışa bırakamayız. Yetersiz seferin, geciken yatırımın ve kötü planlamanın bedelini yolcuların birbirleriyle tartışarak ödemesi kabul edilemez. Otobüste genç yaşlıya, yaşlı gence kızarken belediye yönetiminin kenardan seyretmesine de razı olmamalıyız.
Yaya geçidinde durmayan sürücü, kaldırıma park edilen otomobil, binilemeyen otobüs… Küçük sorunlar diye geçiştiriyoruz. Ama her gün tekrarlanan bu sıkıntılar hayatımızın önemli bir bölümünü kaplıyor. İşe daha yorgun gidiyor, eve daha sinirli dönüyoruz. Sonra neden bu kadar tahammülsüz olduğumuzu soruyoruz.
Yaşlıların ücretsiz ulaşım hakkını da yoğun saatlerdeki kullanımını da belediyelerin yıllardır ertelediği yatırımları da konuşmalıyız. Oy kaybetme korkusuyla susarak, yeni projelerin görsellerini göstererek, vatandaştan biraz daha sabır isteyerek bu iş çözülmüyor.
Vergisini ödeyen insan, işine ve evine rahatça ulaşmak istiyor. Okuldan çıkmış çocuk da sırtındaki çantayla bir otobüs daha beklemek istemiyor. Büyükşehir’in başarısını biraz da o durakta ölçelim. Çünkü otobüsün kapısı kapanıp çocuk dışarıda kaldığında, açıklanan projelerin hiçbirine binip evine dönemiyor.