Hava Durumu

Halk Duymasın Gazeteciler Sormasın İstiyorlar

Yazının Giriş Tarihi: 14.10.2026 16:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.10.2026 16:49

Türkiye, son haftalarda basın ve ifade özgürlüğü açısından son derece kaygı verici gelişmelere tanık oldu. Sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi, T24’e sansür uygulandı, gazeteciler tutuklandı ve ev hapsine alındı. Son olarak Halk TV’ye kayyum atandı, yayınları durduruldu.

Bütün bunların birbirinden bağımsız, sıradan adli işlemler olduğuna inanmamız bekleniyor. Ancak gelişmeler art arda sıralandığında ortaya çıkan tablo çok açık, vatandaşın haber aldığı kaynaklar birer birer susturuluyor.

Sabahın erken saatlerinde Halk TV binasına polisle birlikte kayyumun gitmesi ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Burada yalnızca bir televizyon kanalının yayını mı durduruluyor, yoksa halkın haber aldığı kaynakları karartmada yeni bir aşamaya mı geçiliyor?

Kamuoyunun sorduğu soru aslında çok açık. Yüz binlerce insanın mağdur olduğu fon skandalının sorumlusu Halk TV mi?

Fonların tasfiye sürecinden etkilenen yüz binlerce yatırımcı, yılların birikiminin akıbetini merak ediyor. Ana paralarının ne zaman ve ne kadarının ödeneceğini öğrenmeye çalışıyorlar. Bazıları borçlandı, bazıları bütün geleceğini bu sisteme bağladı. Şimdi cevap bekliyorlar ama karşılarında derin bir sessizlik buluyorlar.

“Fonzi” adı verilen bu yapı bir gecede ortaya çıkmadı. Yüz binlerce insanın dâhil olduğu, milyarlarca liranın dolaştığı bir sistem büyürken piyasayı denetlemekle görevli kurumlar ne yaptı? İşlemler ne zaman fark edildi? Fark edildiyse neden zamanında müdahale edilmedi?

Mağdurlar yalnızca bu sistemi kuranların değil, denetim görevini yerine getirmeyenlerin de ortaya çıkarılmasını istiyor. Çünkü devletin temel görevlerinden biri yurttaşını denetimsiz, sistem dışına çıkan yapılara karşı korumaktır.

Bugün öfkeyi büyüten, yalnızca kaybedilen paranın miktarı değil. İnsanlar ne olduğunu, paralarının nereye gittiğini ve kimlerin sorumlu olduğunu hâlâ öğrenemiyor. Belirsizlik uzadıkça ekonomik sisteme ve kamu kurumlarına duyulan güven de sarsılıyor.

Böyle bir durumda yapılması gereken bellidir. Paranın izini sürmek, bütün bağlantıları ortaya çıkarmak ve siyasi ya da bürokratik ilişkiler hakkındaki iddiaları araştırmak gerekir. “Ucu kime dokunursa dokunsun” denilirken gazetecilerin, haber sitelerinin ve sosyal medya hesaplarının peşine düşülmesi ise başka bir soruyu doğuruyor. Ucun dokunduğu bazı kişilere gerçekten dokunulamıyor mu?

Halk TV’ye kayyum atanmasından önceki günlerde T24’e, gazetecilere, hukukçulara, siyasi partilere ve insan hakları savunucularına yönelik erişim engeli kararları gündeme geldi. Önce bir haber sitesine ulaşılamıyor, ardından bir sosyal medya hesabı görünmez hâle geliyor. Birkaç gün sonra bir televizyon kanalının ekranı kararıyor.

Bu gelişmeleri artık birbirinden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Ortada halkın haber alma hakkını engellemeye yönelik sistemli bir tablo var. Her yeni yasak, bir öncekinin sınırını biraz daha genişletiyor.

Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin mesleki hakkı değildir. Her şeyden önce halkın gerçeğe ulaşma hakkıdır. Bir televizyonun yayını kesildiğinde sadece ekrandaki gazeteci susturulmaz, o kanaldan haber alan yurttaşın bilgi edinme hakkı da elinden alınır.

Her iktidar kendisi hakkında olumlu haberler yapılmasını ister. Fakat demokrasinin gerçek ölçüsü, rahatsız edici habere, sert eleştiriye ve yöneticilerin duymak istemediği sorulara gösterilen tahammüldür. Devlet kurumlarının görevi iktidarı eleştiriden korumak değil, yurttaşın eleştirme hakkını güvence altına almaktır.

Meselenin gençler açısından ise çok daha ağır bir tarafı var. Bugünün gençleri haberle yalnızca gazete sayfalarında ya da televizyon ekranlarında karşılaşmıyor. Sosyal medya, bağımsız haber siteleri ve dijital yayınlar, dünyayı anlamak için kullandıkları temel kaynaklar.

Bir sabah takip ettikleri hesabın erişime kapatıldığını, ertesi gün okudukları haber sitesinin yasaklandığını görüyorlar. Birkaç gün sonra izledikleri televizyon kanalına kayyum atandığını öğreniyorlar. Bütün bunların gençlere verdiği mesaj çok açık: Soru sormayın, araştırmayın, konuşmayın.

Bu mesaj yalnızca ifade özgürlüğüne zarar vermiyor, gençlerin ülkelerine duyduğu güveni de aşındırıyor. Bir genç, haksızlığa karşı çıkanların korunmadığını, tam tersine hedef hâline getirildiğini gördüğünde geleceğe nasıl umutla bakabilir? Emeğin ve liyakatin değil; sadakatin, yandaşlığın ve sessizliğin ödüllendirildiğini düşünüyorsa ondan bu ülkeye güvenmesini nasıl bekleyebiliriz?

Gençler yalnızca daha iyi bir eğitim ya da daha iyi bir iş aramıyor. Düşüncelerini söylediklerinde suçlanmayacakları, soru sorduklarında tehdit olarak görülmeyecekleri bir hayat istiyorlar.

Bir yandan bütün bunlar yaşanırken diğer yandan eğitimde eleştirel düşünmekten, medya okuryazarlığından, araştıran ve sorgulayan öğrenciler yetiştirmekten söz ediyoruz. Çocuklara bilgiyi farklı kaynaklardan doğrulamalarını, karşılaştıkları iddiaları incelemelerini ve duydukları her şeyi hemen kabul etmemelerini öğütlüyoruz.

Fakat çocuklar yalnızca sınıfta anlatılanlardan öğrenmez. Toplumda gördükleri de eğitimlerinin bir parçasıdır. Öğretmeni “Farklı kaynakları karşılaştır” derken haber siteleri kapatılıyor, “Soru sor” derken soru soran gazeteciler susturuluyorsa okulda verilen bilginin hayatın içinde bir karşılığı kalmaz.

Demokrasi, yurttaşın yalnızca sandığa gidip oy vermesinden ibaret değildir. Sandığa giderken gerçek bilgiye ulaşabilmesi, farklı görüşleri dinleyebilmesi ve yönetenleri denetleyebilmesi gerekir. Haber kaynaklarının susturulduğu bir ülkede seçim yapılabilir ama yurttaşın kararını ne kadar özgürce verebildiği tartışmalı hâle gelir.

İktidar, kendisini zor durumda bırakacağını düşündüğü sorulara cevap vermek yerine baskınları, yasakları ve erişim engellerini tercih ettikçe krizi ortadan kaldıramaz. Tam tersine, “Saklanmak istenen nedir?” sorusunu daha da büyütür.

Yapılması gereken, istenmeyen haberlerin yayımlanmasını engellemek değil, o haberlere konu olacak yanlışların yaşanmamasını sağlamaktır. Bir skandalı görünmez kılmaya çalışmak onu ortadan kaldırmaz.

Bir gazeteyi ya da sosyal medya hesabını kapatabilirsiniz ama insanların zihnindeki soruları kapatamazsınız. Bir televizyonun ekranını karartabilirsiniz ama yaşananların üzerini sonsuza kadar örtemezsiniz.

Türkiye’nin gençlerine susmayı değil, gerçeğin peşinden gitmeyi öğretmek zorundayız. Onlara bırakacağımız ülke; haber sitelerinin kapatıldığı, ekranların karartıldığı ve sesini çıkaranların korktuğu bir ülke olmamalı. Gençlerin geleceğe umutla bakabilmesi için önce yaşadıkları bugüne güvenebilmesi gerekir.

Çok güçlü olduğunuzu düşünüyor; halk duymasın, öğrenmesin ve hesap sormasın istiyor olabilirsiniz. Ancak bir ülkenin yarını sessizlik üzerine kurulamaz. Gençlere karartılmış ekranlar ve yasaklanmış sorular bırakırsak kaybedeceğimiz yalnızca basın özgürlüğü olmaz. Eğitimimizi, demokrasimizi ve ortak geleceğimizi de kaybederiz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.