Memeklette her şey anayasaya, kurallara, kanunlara, nizamlara bağlı.
Görünüşte öyle ama iş uygulamaya gelince kurumsal firmaların elinde oyuncak oluyor insan.
Gösterişli ofislerde hazırlanan sözleşmeler, hukuksal açıdan büyük avukat orduları, uğranan haksızlıklar karşında vatandaşı zor durumda bırakıyor.
Geçtiğimiz gün bazı sigorta şirketlerine ve avukatlık ofislerinde operasyon düzenlendi.
253 bin kişi, 15.6 milyar TL'lik haksız kazanç...
Bu yalnızca değer kaybı meselesinden. Ya diğer meseleler ne olacak?
Ben size konuyu şöyle anlatmaya başlayayım. Anlattıkça zaten birçoğunuz kendinizi olayın içerisinde bulacaksınız.
Bir trafik kazası geçiriyorsunuz.
Aracınız hasar alıyor.
Zaten canınız yanmış.
Ardından başlıyor:
“Eksper atandı mı?”
“Servis ne zaman teslim edecek?”
“İkame araç ne olacak?”
“Değer kaybımı kim alacak?”
“Sigorta ne kadar ödeyecek?”
Ve daha siz ne olduğunu anlamadan telefonunuz çalmaya başlıyor:
“Kazanızla ilgili arıyoruz.”
“Değer kaybınızı biz alabiliriz.”
“Hiçbir ücret ödemeyeceksiniz.”
“Avukatımız dosyanızı takip edecek.”
İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:
Ben daha kazayı yeni yaşadım. Siz benim kazamı nereden biliyorsunuz?
Bu soru artık yalnızca vatandaşın sorusu değil.
Çünkü 21 Eylül'de Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, trafik kazası mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla elde edilerek bazı hukuk büroları ve hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığı yönünde çok ciddi bir soruşturmayı ortaya koydu.
Bakanlığın açıklamasına göre soruşturmada 253 bin kişiden ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla vekâletname alındığı ve yaklaşık 15,6 milyar liralık haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşıldı. Olayla bağlantılı 825 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
Bu rakamın büyüklüğünü bir düşünün:
253 bin insan.
Bu artık birkaç vatandaşın “beni aradılar” şikâyeti değil.
Peki vatandaşın bilgisi nasıl bu kadar hızlı dolaşıma giriyor?
Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 20 Mayıs 2026 tarihli ilke kararına ilişkin duyurusu bu konuda çok önemli.
KVKK, son dönemde “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” ve benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşlardan; avukatlardan veya kendisini avukat olarak tanıtan kişilerden, kaza mağdurlarını istemedikleri halde aradıklarına ilişkin çok sayıda ihbar ve şikâyet geldiğini açıkladı.
Daha da önemlisi KVKK açıkça şunu söylüyor:
Hasar danışmanlık şirketlerinin, avukat olmayan üçüncü kişiler olarak sigorta tazminat alacaklarını vatandaş adına takip etme yetkisi bulunmuyor.
Kaza mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi veya paylaşılması durumunda Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabileceği ve KVKK'ya başvuru yapılabileceği de belirtiliyor.
Türkiye Barolar Birliği de “hasar danışmanlık”, “aracı” veya “takipçi” olarak faaliyet gösteren şirketlerin avukatlık yapma, dava takip etme veya hukuki danışmanlık verme yetkilerinin bulunmadığını açıkça belirtiyor. TBB ayrıca, kazadan kısa süre sonra arayıp “hakkınızı biz alacağız” diyen kişilere karşı vatandaşları uyarıyor.
Yani telefonunuzun çalması tesadüf olmayabilir.
Bir başka sorun: “C segment araç vereceğiz” deniliyor, gelen araç B segment
Şimdi gelelim vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı başka bir probleme.
Kasko poliçesinde “C segment ikame araç” yazıyor.
Kaza oluyor.
Araç servise giriyor.
Sonra kiralama şirketinden telefon geliyor:
“Size şu aracı verebiliriz.”
Bir bakıyorsunuz, araç B segment.
Vatandaş itiraz ediyor:
“Benim poliçemde C segment yazıyor.”
Cevap bazen şu oluyor:
“Bizim sistemimizde bu araç C+.”
İşte burada vatandaşın çok dikkatli olması gerekiyor.
Çünkü araç segmentleri konusunda tek ve her şirket için bağlayıcı bir ticari sınıflandırma tablosu bulunmuyor; sigorta şirketleri kendi hizmet tablolarında farklı araçları farklı gruplarda gösterebiliyor.
Bunun somut bir örneği devlet destelki bazı sigorta şirketlerinin güncel ikame araç tablosunda görülüyor. Aynı tabloda Opel Crossland hem C grubunda hem de C+ grubunda örnek araç olarak yer alıyor. B grubunda ise Polo, Picanto, i20, Corsa, Clio, Taliant gibi araçlar bulunuyor. Sigorta şirketlerinin bazıları uluslarası standartlara göre değil, kendi kafalarına göre segment belirlemiş.
Dolayısıyla vatandaşın yapması gereken şey:
“Bu araba internette C mi, B mi?” tartışmasına girmek değil.
Poliçeyi açıp:
“Benim poliçemde ikame araç hangi şartlarla tanımlanmış?” diye bakmak.
Çünkü bazı poliçelerde yalnızca segment değil, “sigortalı aracın özelliklerine en yakın araç” gibi ifadeler de bulunabiliyor.
Nitekim internetteki şikâyet kayıtlarında C segment araç sahibi olup B segment araç teklif edildiğini belirten vatandaş örnekleri de var. Örneğin 2026 tarihli bir şikâyette C segment Kia XCeed sahibi, kendisine Kia Picanto veya Renault Taliant teklif edildiğini ileri sürüyor. Aynı sayfada benzer şekilde C segment araç yerine B segment araç verildiğini belirten başka kullanıcı kayıtları da bulunuyor. Bu durum vatandaşlar tarafından sık sık şikayet gündemlerinde yer alıyor.
Başka bir şikâyet sayfasında ise D segment araç sahibi bir tüketici, kendisine C segment araç verildiğini ileri sürüyor.
Demek ki sorun sadece bir kişinin başına gelen bir olay olarak görülmemeli.
Poliçedeki cümle ile teslim edilen aracın gerçekten örtüşüp örtüşmediği kontrol edilmeli.
“Eksper raporu çıktı” derken telefonlar başlıyor
Bence sistemin vatandaş açısından en rahatsız edici taraflarından biri de burası.
Eksper raporu hazırlanıyor.
Hasar dosyası sisteme giriliyor.
Vatandaş daha aracının tamirinin ne zaman biteceğini düşünürken telefon geliyor:
“Değer kaybınız var.”
“Biz sizin için alalım.”
“Mahkemeye gerek kalmadan çözeriz.”
“Bize vekâlet verin.”
Bazıları gerçekten hukuka uygun şekilde çalışan avukatlar olabilir.
Bazıları işini düzgün yapan şirketler olabilir.
Ama vatandaş açısından kritik soru şu:
Ben kimi yetkilendiriyorum ve param nereye yatacak?
Çünkü burada çok önemli bir ayrım var.
Türkiye Barolar Birliği, avukatın menfaat karşılığı iş temin etmesinin ve kendisinin vatandaşı bulup iletişime geçmesinin meslek kuralları bakımından yasak olduğunu belirtiyor. Ayrıca vatandaşın, kendisine ulaşan kişinin gerçekten avukat olup olmadığını Baro levhasından kontrol etmesini öneriyor.
Vekâletnameyi imzalamadan önce üç soru
1. Avukatın adı ve bağlı olduğu baro nedir?
2. Vekâletnamede hangi yetkileri veriyorum?
3. Sigorta şirketinden ödeme yapılırsa para kimin hesabına yatacak?
Bu üç sorunun cevabını yazılı olarak almadan vekâletname vermek, vatandaş açısından ciddi bir risk oluşturabilir.
Çünkü “biz hallederiz” cümlesi hukuki bir sözleşme değildir.
“Parayı aldık, dava açacağız” denilen dosyalar
Burada benim de özellikle dikkat çekmek istediğim bir başka konu var.
Vatandaşın yaşadığı kazadan sonra bir avukata veya hasar takip sürecine başvurduğunu düşünün.
Vekâlet veriliyor.
Dosya takip ediliyor.
Sonra:
“Sigorta şirketi ödeme yapmadı.”
“Mahkeme açacağız.”
“Dava süreci devam ediyor.” deniliyor.
Vatandaş ise aylarca bekliyor.
Daha kötüsü, bazı vatandaşlar dosyanın gerçekten hangi aşamada olduğunu, ödeme yapılıp yapılmadığını veya kendisi adına tahsilat gerçekleşip gerçekleşmediğini takip etmekte zorlanıyor.
Şikâyet platformlarında da değer kaybı dosyalarında avukatlık bürolarıyla iletişim, ödeme gecikmesi, vekâlet ve tahsilat şeffaflığı üzerine çok sayıda kullanıcı şikâyeti görülüyor.
İşte vatandaşın burada isteyeceği şey çok basit:
Dosya numarası.
Başvuru tarihi.
Sigorta şirketinin cevabı.
Tahkim başvuru numarası varsa o numara.
Dava dosya numarası.
Mahkeme adı.
Tahsil edilen para varsa dekont.
Bunları istemek vatandaşın en doğal hakkı.
Ve rakamlar bize başka bir şey söylüyor
Sigorta Tahkim Komisyonu'nun 2025 Faaliyet Raporu'na göre Komisyona yapılan başvurular 2024'te 615.303 iken 2025'te %23,31 artarak 758.736'ya çıktı.
Daha çarpıcı olan ise şu:
Başvuruların %98,2'si trafik ve kasko uyuşmazlıklarından oluştu.
Trafik uyuşmazlıklarının payı %95,98, kasko uyuşmazlıklarının payı %2,22 oldu. Başvuruların %88'i gerçek kişiler tarafından yapıldı.
2025'te hakemlerin karar verdiği 640.926 dosyanın %66'sında talebin tamamı kabul edildi, %11'inde kısmen kabul edildi, %23'ünde ise talep reddedildi.
Bu rakam bize “sigorta şirketleri vatandaşı kandırıyor” sonucunu tek başına vermez.
Ama başka bir gerçeği gösterir:
Sigorta uyuşmazlıklarının çok büyük bir kısmında vatandaş ile sigorta sistemi arasında ciddi bir anlaşmazlık yaşanıyor.
Üstelik mesele sadece vatandaş ile şirket arasındaki kavga değil
2026 yılı içinde peş peşe gelen operasyonlar, sektörün bazı noktalarında çok daha farklı sorunların bulunduğunu da gösterdi.
Nisan ayında İzmir merkezli soruşturmada, sigorta şirketlerinde usulsüz araç pert işlemleri ve suiistimal iddiaları kapsamında 32 kişi gözaltına alındı; 6 kişi tutuklandı. Soruşturma SEDDK'nın suç duyurusu üzerine başlatıldı.
Temmuz ayında ise İzmir merkezli beş ilde kurgu trafik kazaları üzerinden sigorta şirketlerinin yaklaşık 200 milyon lira zarara uğratıldığı iddiasıyla operasyon yapıldı. 62 kişi hakkında gözaltı kararı verildi, 54 kişi yakalandı ve sonrasında 24 kişi tutuklandı. Soruşturmada 17 avukatın hasar dosyalarının tahsil süreçlerinde yer aldığı belirtildi.
Ve şimdi 21 Eylül'de açıklanan soruşturma...
253 bin vekâletname.
15,6 milyar liralık haksız kazanç iddiası.
825 şüpheli.
Bunların tamamı aynı yapı veya aynı yöntem değil.
Ama hepsinin ortak bir tarafı var:
Kaza ve sigorta sistemindeki para akışı çok büyük.
Ve büyük para, beraberinde büyük bir suiistimal riski getiriyor.
Vatandaş ne yapacak?
Aslında yapılacaklar çok basit.
1. Kazadan sonra sizi arayan herkese güvenmeyin
“Dosyanızı gördüm.”
“Eksper raporunuz çıktı.”
“Değer kaybınız şu kadar.”
gibi ifadeler kullanılıyorsa:
“Bilgilerimi nereden aldınız?” diye sorun.
2. Avukat olduğunu söyleyen kişiyi kontrol edin
Türkiye Barolar Birliği'nin avukat sorgulama sisteminden bakın. TBB de bunu özellikle öneriyor.
3. Vekâletnamenin kapsamını okuyun
“Her türlü dava ve tahsil yetkisi” gibi geniş yetkiler verip vermediğinizi bilin.
4. Para kimin hesabına yatacak, baştan sorun
“Ödeme size yapılacak.”
“Bize yapılacak.”
“Temlik edeceğiz.”
gibi ifadelerin tamamını yazılı olarak isteyin.
5. İkame araçta poliçeyi açın
“C segment” deniyorsa:
Hangi kloz?
Hangi araç grubu?
Hangi şirket sınıflandırması?
Poliçede tam olarak ne yazıyor?
Bunları sorun.
Çünkü şirketlerin segment tabloları aynı olmayabiliyor.
6. “Sistemimizde böyle” cevabını yeterli görmeyin
Sistem başka şey söyleyebilir.
Poliçe başka şey söylüyorsa, önce poliçedeki hükme bakılır.
7. Her şeyi yazılı isteyin
Telefon görüşmesi yerine:
“Talebinizi e-posta ile iletin.” deyin.
Sigorta sistemi vatandaş için kaza anında bir güvence olmak zorunda.
Vatandaş primini ödüyor.
Kasko yaptırıyor.
Trafik sigortasını yaptırıyor.
Hasar olduğunda ise karşılığında hakkını almak istiyor.
Vatandaşın karşısında sigorta şirketi, eksper, servis, kiralama şirketi, avukat, hasar danışmanlığı şirketi ve tahkim gibi birçok aktör bulunabiliyor.
Vatandaşın bunların arasında hukukçu olması, eksper olması veya sigorta uzmanı olması beklenemez.
Tam da bu nedenle sistemin şeffaf olması gerekiyor.
Bir insan kaza yaptığında önce canını, sonra aracının hasarını düşünmeli.
Kendisinin kimin tarafından arandığını, bilgilerinin kimde olduğunu, vekâlet verdiği kişinin gerçekten kim olduğunu ve parasının nereye gittiğini araştırmak zorunda bırakılmamalı.
Ama bugün gelinen noktada vatandaşın en azından şu cümleyi öğrenmesi gerekiyor:
“Bana telefonda anlatmayın. Poliçeyi, dosya numarasını, hesabı ve yapılan işlemi yazılı olarak verin.”
Çünkü bazen insanın başına gelen ikinci kaza, aracını kullanamamak değil; kendi hakkını başkasının eline bırakmak oluyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yankı İÇÖZ
Canın mı yandı? Yetmez! Daha çok yanması lazım...
Memeklette her şey anayasaya, kurallara, kanunlara, nizamlara bağlı.
Görünüşte öyle ama iş uygulamaya gelince kurumsal firmaların elinde oyuncak oluyor insan.
Gösterişli ofislerde hazırlanan sözleşmeler, hukuksal açıdan büyük avukat orduları, uğranan haksızlıklar karşında vatandaşı zor durumda bırakıyor.
Geçtiğimiz gün bazı sigorta şirketlerine ve avukatlık ofislerinde operasyon düzenlendi.
253 bin kişi, 15.6 milyar TL'lik haksız kazanç...
Bu yalnızca değer kaybı meselesinden. Ya diğer meseleler ne olacak?
Ben size konuyu şöyle anlatmaya başlayayım. Anlattıkça zaten birçoğunuz kendinizi olayın içerisinde bulacaksınız.
Bir trafik kazası geçiriyorsunuz.
Aracınız hasar alıyor.
Zaten canınız yanmış.
Ardından başlıyor:
“Eksper atandı mı?”
“Servis ne zaman teslim edecek?”
“İkame araç ne olacak?”
“Değer kaybımı kim alacak?”
“Sigorta ne kadar ödeyecek?”
Ve daha siz ne olduğunu anlamadan telefonunuz çalmaya başlıyor:
“Kazanızla ilgili arıyoruz.”
“Değer kaybınızı biz alabiliriz.”
“Hiçbir ücret ödemeyeceksiniz.”
“Avukatımız dosyanızı takip edecek.”
İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:
Ben daha kazayı yeni yaşadım. Siz benim kazamı nereden biliyorsunuz?
Bu soru artık yalnızca vatandaşın sorusu değil.
Çünkü 21 Eylül'de Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, trafik kazası mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla elde edilerek bazı hukuk büroları ve hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığı yönünde çok ciddi bir soruşturmayı ortaya koydu.
Bakanlığın açıklamasına göre soruşturmada 253 bin kişiden ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla vekâletname alındığı ve yaklaşık 15,6 milyar liralık haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşıldı. Olayla bağlantılı 825 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
Bu rakamın büyüklüğünü bir düşünün:
253 bin insan.
Bu artık birkaç vatandaşın “beni aradılar” şikâyeti değil.
Peki vatandaşın bilgisi nasıl bu kadar hızlı dolaşıma giriyor?
Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 20 Mayıs 2026 tarihli ilke kararına ilişkin duyurusu bu konuda çok önemli.
KVKK, son dönemde “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” ve benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşlardan; avukatlardan veya kendisini avukat olarak tanıtan kişilerden, kaza mağdurlarını istemedikleri halde aradıklarına ilişkin çok sayıda ihbar ve şikâyet geldiğini açıkladı.
Daha da önemlisi KVKK açıkça şunu söylüyor:
Hasar danışmanlık şirketlerinin, avukat olmayan üçüncü kişiler olarak sigorta tazminat alacaklarını vatandaş adına takip etme yetkisi bulunmuyor.
Kaza mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi veya paylaşılması durumunda Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabileceği ve KVKK'ya başvuru yapılabileceği de belirtiliyor.
Türkiye Barolar Birliği de “hasar danışmanlık”, “aracı” veya “takipçi” olarak faaliyet gösteren şirketlerin avukatlık yapma, dava takip etme veya hukuki danışmanlık verme yetkilerinin bulunmadığını açıkça belirtiyor. TBB ayrıca, kazadan kısa süre sonra arayıp “hakkınızı biz alacağız” diyen kişilere karşı vatandaşları uyarıyor.
Yani telefonunuzun çalması tesadüf olmayabilir.
Bir başka sorun: “C segment araç vereceğiz” deniliyor, gelen araç B segment
Şimdi gelelim vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı başka bir probleme.
Kasko poliçesinde “C segment ikame araç” yazıyor.
Kaza oluyor.
Araç servise giriyor.
Sonra kiralama şirketinden telefon geliyor:
“Size şu aracı verebiliriz.”
Bir bakıyorsunuz, araç B segment.
Vatandaş itiraz ediyor:
“Benim poliçemde C segment yazıyor.”
Cevap bazen şu oluyor:
“Bizim sistemimizde bu araç C+.”
İşte burada vatandaşın çok dikkatli olması gerekiyor.
Çünkü araç segmentleri konusunda tek ve her şirket için bağlayıcı bir ticari sınıflandırma tablosu bulunmuyor; sigorta şirketleri kendi hizmet tablolarında farklı araçları farklı gruplarda gösterebiliyor.
Bunun somut bir örneği devlet destelki bazı sigorta şirketlerinin güncel ikame araç tablosunda görülüyor. Aynı tabloda Opel Crossland hem C grubunda hem de C+ grubunda örnek araç olarak yer alıyor. B grubunda ise Polo, Picanto, i20, Corsa, Clio, Taliant gibi araçlar bulunuyor. Sigorta şirketlerinin bazıları uluslarası standartlara göre değil, kendi kafalarına göre segment belirlemiş.
Dolayısıyla vatandaşın yapması gereken şey:
“Bu araba internette C mi, B mi?” tartışmasına girmek değil.
Poliçeyi açıp:
“Benim poliçemde ikame araç hangi şartlarla tanımlanmış?” diye bakmak.
Çünkü bazı poliçelerde yalnızca segment değil, “sigortalı aracın özelliklerine en yakın araç” gibi ifadeler de bulunabiliyor.
Nitekim internetteki şikâyet kayıtlarında C segment araç sahibi olup B segment araç teklif edildiğini belirten vatandaş örnekleri de var. Örneğin 2026 tarihli bir şikâyette C segment Kia XCeed sahibi, kendisine Kia Picanto veya Renault Taliant teklif edildiğini ileri sürüyor. Aynı sayfada benzer şekilde C segment araç yerine B segment araç verildiğini belirten başka kullanıcı kayıtları da bulunuyor. Bu durum vatandaşlar tarafından sık sık şikayet gündemlerinde yer alıyor.
Başka bir şikâyet sayfasında ise D segment araç sahibi bir tüketici, kendisine C segment araç verildiğini ileri sürüyor.
Demek ki sorun sadece bir kişinin başına gelen bir olay olarak görülmemeli.
Poliçedeki cümle ile teslim edilen aracın gerçekten örtüşüp örtüşmediği kontrol edilmeli.
“Eksper raporu çıktı” derken telefonlar başlıyor
Bence sistemin vatandaş açısından en rahatsız edici taraflarından biri de burası.
Eksper raporu hazırlanıyor.
Hasar dosyası sisteme giriliyor.
Vatandaş daha aracının tamirinin ne zaman biteceğini düşünürken telefon geliyor:
“Değer kaybınız var.”
“Biz sizin için alalım.”
“Mahkemeye gerek kalmadan çözeriz.”
“Bize vekâlet verin.”
Bazıları gerçekten hukuka uygun şekilde çalışan avukatlar olabilir.
Bazıları işini düzgün yapan şirketler olabilir.
Ama vatandaş açısından kritik soru şu:
Ben kimi yetkilendiriyorum ve param nereye yatacak?
Çünkü burada çok önemli bir ayrım var.
Türkiye Barolar Birliği, avukatın menfaat karşılığı iş temin etmesinin ve kendisinin vatandaşı bulup iletişime geçmesinin meslek kuralları bakımından yasak olduğunu belirtiyor. Ayrıca vatandaşın, kendisine ulaşan kişinin gerçekten avukat olup olmadığını Baro levhasından kontrol etmesini öneriyor.
Vekâletnameyi imzalamadan önce üç soru
1. Avukatın adı ve bağlı olduğu baro nedir?
2. Vekâletnamede hangi yetkileri veriyorum?
3. Sigorta şirketinden ödeme yapılırsa para kimin hesabına yatacak?
Bu üç sorunun cevabını yazılı olarak almadan vekâletname vermek, vatandaş açısından ciddi bir risk oluşturabilir.
Çünkü “biz hallederiz” cümlesi hukuki bir sözleşme değildir.
“Parayı aldık, dava açacağız” denilen dosyalar
Burada benim de özellikle dikkat çekmek istediğim bir başka konu var.
Vatandaşın yaşadığı kazadan sonra bir avukata veya hasar takip sürecine başvurduğunu düşünün.
Vekâlet veriliyor.
Dosya takip ediliyor.
Sonra:
“Sigorta şirketi ödeme yapmadı.”
“Mahkeme açacağız.”
“Dava süreci devam ediyor.” deniliyor.
Vatandaş ise aylarca bekliyor.
Daha kötüsü, bazı vatandaşlar dosyanın gerçekten hangi aşamada olduğunu, ödeme yapılıp yapılmadığını veya kendisi adına tahsilat gerçekleşip gerçekleşmediğini takip etmekte zorlanıyor.
Şikâyet platformlarında da değer kaybı dosyalarında avukatlık bürolarıyla iletişim, ödeme gecikmesi, vekâlet ve tahsilat şeffaflığı üzerine çok sayıda kullanıcı şikâyeti görülüyor.
İşte vatandaşın burada isteyeceği şey çok basit:
Dosya numarası.
Başvuru tarihi.
Sigorta şirketinin cevabı.
Tahkim başvuru numarası varsa o numara.
Dava dosya numarası.
Mahkeme adı.
Tahsil edilen para varsa dekont.
Bunları istemek vatandaşın en doğal hakkı.
Ve rakamlar bize başka bir şey söylüyor
Sigorta Tahkim Komisyonu'nun 2025 Faaliyet Raporu'na göre Komisyona yapılan başvurular 2024'te 615.303 iken 2025'te %23,31 artarak 758.736'ya çıktı.
Daha çarpıcı olan ise şu:
Başvuruların %98,2'si trafik ve kasko uyuşmazlıklarından oluştu.
Trafik uyuşmazlıklarının payı %95,98, kasko uyuşmazlıklarının payı %2,22 oldu. Başvuruların %88'i gerçek kişiler tarafından yapıldı.
2025'te hakemlerin karar verdiği 640.926 dosyanın %66'sında talebin tamamı kabul edildi, %11'inde kısmen kabul edildi, %23'ünde ise talep reddedildi.
Bu rakam bize “sigorta şirketleri vatandaşı kandırıyor” sonucunu tek başına vermez.
Ama başka bir gerçeği gösterir:
Sigorta uyuşmazlıklarının çok büyük bir kısmında vatandaş ile sigorta sistemi arasında ciddi bir anlaşmazlık yaşanıyor.
Üstelik mesele sadece vatandaş ile şirket arasındaki kavga değil
2026 yılı içinde peş peşe gelen operasyonlar, sektörün bazı noktalarında çok daha farklı sorunların bulunduğunu da gösterdi.
Nisan ayında İzmir merkezli soruşturmada, sigorta şirketlerinde usulsüz araç pert işlemleri ve suiistimal iddiaları kapsamında 32 kişi gözaltına alındı; 6 kişi tutuklandı. Soruşturma SEDDK'nın suç duyurusu üzerine başlatıldı.
Temmuz ayında ise İzmir merkezli beş ilde kurgu trafik kazaları üzerinden sigorta şirketlerinin yaklaşık 200 milyon lira zarara uğratıldığı iddiasıyla operasyon yapıldı. 62 kişi hakkında gözaltı kararı verildi, 54 kişi yakalandı ve sonrasında 24 kişi tutuklandı. Soruşturmada 17 avukatın hasar dosyalarının tahsil süreçlerinde yer aldığı belirtildi.
Ve şimdi 21 Eylül'de açıklanan soruşturma...
253 bin vekâletname.
15,6 milyar liralık haksız kazanç iddiası.
825 şüpheli.
Bunların tamamı aynı yapı veya aynı yöntem değil.
Ama hepsinin ortak bir tarafı var:
Kaza ve sigorta sistemindeki para akışı çok büyük.
Ve büyük para, beraberinde büyük bir suiistimal riski getiriyor.
Vatandaş ne yapacak?
Aslında yapılacaklar çok basit.
1. Kazadan sonra sizi arayan herkese güvenmeyin
“Dosyanızı gördüm.”
“Eksper raporunuz çıktı.”
“Değer kaybınız şu kadar.”
gibi ifadeler kullanılıyorsa:
“Bilgilerimi nereden aldınız?” diye sorun.
2. Avukat olduğunu söyleyen kişiyi kontrol edin
Türkiye Barolar Birliği'nin avukat sorgulama sisteminden bakın. TBB de bunu özellikle öneriyor.
3. Vekâletnamenin kapsamını okuyun
“Her türlü dava ve tahsil yetkisi” gibi geniş yetkiler verip vermediğinizi bilin.
4. Para kimin hesabına yatacak, baştan sorun
“Ödeme size yapılacak.”
“Bize yapılacak.”
“Temlik edeceğiz.”
gibi ifadelerin tamamını yazılı olarak isteyin.
5. İkame araçta poliçeyi açın
“C segment” deniyorsa:
Hangi kloz?
Hangi araç grubu?
Hangi şirket sınıflandırması?
Poliçede tam olarak ne yazıyor?
Bunları sorun.
Çünkü şirketlerin segment tabloları aynı olmayabiliyor.
6. “Sistemimizde böyle” cevabını yeterli görmeyin
Sistem başka şey söyleyebilir.
Poliçe başka şey söylüyorsa, önce poliçedeki hükme bakılır.
7. Her şeyi yazılı isteyin
Telefon görüşmesi yerine:
“Talebinizi e-posta ile iletin.” deyin.
Sigorta sistemi vatandaş için kaza anında bir güvence olmak zorunda.
Vatandaş primini ödüyor.
Kasko yaptırıyor.
Trafik sigortasını yaptırıyor.
Hasar olduğunda ise karşılığında hakkını almak istiyor.
Vatandaşın karşısında sigorta şirketi, eksper, servis, kiralama şirketi, avukat, hasar danışmanlığı şirketi ve tahkim gibi birçok aktör bulunabiliyor.
Vatandaşın bunların arasında hukukçu olması, eksper olması veya sigorta uzmanı olması beklenemez.
Tam da bu nedenle sistemin şeffaf olması gerekiyor.
Bir insan kaza yaptığında önce canını, sonra aracının hasarını düşünmeli.
Kendisinin kimin tarafından arandığını, bilgilerinin kimde olduğunu, vekâlet verdiği kişinin gerçekten kim olduğunu ve parasının nereye gittiğini araştırmak zorunda bırakılmamalı.
Ama bugün gelinen noktada vatandaşın en azından şu cümleyi öğrenmesi gerekiyor:
“Bana telefonda anlatmayın. Poliçeyi, dosya numarasını, hesabı ve yapılan işlemi yazılı olarak verin.”
Çünkü bazen insanın başına gelen ikinci kaza, aracını kullanamamak değil; kendi hakkını başkasının eline bırakmak oluyor.