Kent büyüdükçe kaosu da büyüdü. Bursa'nın kalbi olarak gördüğümüz Heykel, Altıparmak ve Setbaşı giderek yaşanmaz hâle geldi.
Bir bakıyorsunuz trafik kilitlenmiş, kaldırımlar işgal edilmiş, araçlar gelişigüzel park edilmiş. Tabelalar, tezgâhlar, dubalar, motosikletler… Görüntü kirliliği ve düzensizlik her geçen gün biraz daha artıyor.
Peki kim müdahale ediyor?
Belediye, emniyet, valilik… Her kurumun kendi sorumluluk alanı var. Ancak kent merkezindeki tabloya baktığımızda denetimin ve koordinasyonun yeterince hissedilmediğini görüyoruz.
Bursa'nın tarihî merkezi sahipsiz kalıyor.
Oysa kentler merkezleriyle anılır. İnsanların buluştuğu, alışveriş yaptığı, vakit geçirdiği, kentin kültürünü yaşadığı alanlardır buralar. Bir kentin belleği, sokaklarında ve meydanlarında saklıdır.
Dünyanın pek çok şehrinde “Old City” olarak anılan tarihî merkezler, yalnızca geçmişin izlerini taşımaz. Aynı zamanda o kentin yaşayan yüzüdür. Turist çeker, esnafı ayakta tutar, kent sakinlerine yaşam alanı sunar.
Üstelik Bursa'nın tarihî mirasının önemli bir bölümü UNESCO Dünya Mirası kapsamında korunuyor.
Ancak bu zenginliğe sahip olmak yetmiyor. Onu korumak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Heykel'de trafik, Altıparmak'ta keşmekeş
Ben 90'lı yıllarda ve 2000'li yılların başında Heykel'de araçların bugünkü gibi yol kenarlarına gelişigüzel park ettiğini hatırlamıyorum.
Altıparmak Caddesi'nde dörtlülerini yakıp bekleyen araçların trafiği bu kadar rahat aksatabildiğine de şahit olmadım.
Neden?
Çünkü trafik polisleri görev başındaydı. Beklemek için duran araca müdahale edilir, trafik akışının bozulmasına izin verilmezdi.
Şimdi durum tersine döndü.
Altıparmak'ta bir araç beklemek için duruyor, arkasından başka araçlar sıralanıyor. Bazıları birkaç dakikalık beklemeyle yetinmiyor, doğrudan park ediyor.
Peki denetim nerede?
Heykel Atatürk Caddesi'nde de tablo farklı değil.
Ahmet Vefik Paşa'nın yıllar önce kentin geleceğini düşünerek genişlettiği cadde, bugün trafik yükünü taşımakta zorlanıyor.
Dört şeritli caddenin bir şeridi İpekböceği'ne ayrılmış durumda. Kalan şeritlerin bir bölümü park eden araçlarla daralıyor. Durağa girmeden yolcu alan otobüsler, yol kenarında bekleyen otomobiller ve gelişigüzel duraklamalar derken trafik akışı iyice zorlaşıyor.
Bir de yayalar var.
Altgeçitlerin bulunduğu noktalarda yoldan karşıya geçmeye çalışanları anlamakta güçlük çekiyorum. Hem kendi canlarını hem de sürücüleri tehlikeye atıyorlar.
Eskiden bu tür ihlallere daha sıkı müdahale edildiğini hatırlıyorum. Polis, kurala uymayan yayayı durdurur, gerekli işlemi yapardı. Caydırıcılık vardı.
Bugün ise kurallara uyulmadığında ne olacağı konusunda ciddi bir belirsizlik hissediliyor.
Kent düzeni, yalnızca kuralların yazılmasıyla değil, herkes için eşit biçimde uygulanmasıyla sağlanır.
Görüntü kirliliği her geçen gün artıyor
Bir diğer mesele de tarihî merkezin görüntüsü.
Recep Altepe döneminde Bursa'da dış cephe düzenlemeleri yapılmış, binalar boyanmış, tabelalarda ortak bir görünüm oluşturulmaya çalışılmıştı. Tarihî dokuya uygun bir bütünlük hedeflenmişti.
Sonrasında bu hassasiyet ne kadar korundu?
Bugün aynı cadde üzerinde birbirinden tamamen farklı tabelalar, gelişigüzel yapılan tadilatlar ve uyumsuz cephe uygulamalarıyla karşılaşıyoruz.
Bir binanın üstü başka, altı başka. Kent estetiği açısından ortaya çıkan görüntü, deyim yerindeyse altı kaval üstü şişhane.
Kaldırımlardaki işgaller de cabası.
Park edilmiş otomobiller ve motosikletler, dükkân önlerine yerleştirilen tezgâhlar, tanıtım bayrakları, dubalar ve çeşitli malzemeler…
Bunların her biri kaldırımları daraltıyor. Özellikle engelli bireylerin, yaşlıların ve bebek arabası kullanan ailelerin hareket alanını kısıtlıyor.
Kaldırım, esnafın deposu ya da otoparkı değildir. Kamunun ortak kullanım alanıdır.
Mustafa Bozbey döneminde kaldırım işgallerine yönelik denetimlerle bu sorunun önüne geçilmesi için adımlar atılmıştı. Bu tür uygulamaların geçici kampanyalar olarak kalmaması, kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor.
Peki bugün denetimler ne durumda?
Yetkililer bu tabloyu görmüyor mu?
Önce kendi merkezimizi geri alalım
Bursa'nın tarihî merkezi yalnızca turistlerin gezdiği bir alan değil. Bursalıların da yaşamaya, alışveriş yapmaya, buluşmaya ve vakit geçirmeye devam etmek isteyeceği bir kent merkezi olmalı.
Ancak düzensizlik arttıkça vatandaşın ilgisi azalıyor. Esnafın işi zorlaşıyor. Satılık ve kiralık dükkân ilanları çoğalıyor. Tarihî çarşıların ve caddelerin ekonomik canlılığı zarar görüyor.
Bu nedenle mesele yalnızca trafik veya kaldırım işgali değil. Mesele, Bursa'nın kent merkezini nasıl koruyacağımız ve nasıl yaşatacağımız.
Çözüm için büyük projelere, milyonlarca liralık yatırımlara her zaman ihtiyaç yok.
Düzenli denetim, kuralların herkese eşit uygulanması, otopark ve trafik yönetiminin iyileştirilmesi, tarihî dokuya uygun tabela ve cephe standartlarının korunması…
Bunlar yapılabilir.
Belediyeler, emniyet ve ilgili kurumlar koordinasyon içinde hareket etmeli. Esnaf da kent merkezinin korunmasında sorumluluk üstlenmeli. Vatandaşın da kurallara uyması gerektiği unutulmamalı.
Çünkü kent kültürü, yalnızca geçmişten kalan tarihî eserlerle yaşatılmaz. Sokakta, kaldırımda, meydanda ve günlük yaşamda da kendini gösterir.
Bursa'nın Heykel'i, Altıparmak'ı, Setbaşı'sı yalnızca birer cadde ve meydan değil. Bu kentin hafızası.
O hafızayı kaybetmeyelim.
Önce Bursa sahnesine çıkalım. Kent merkezini geri alalım. Sonra dünya sahnesine çıkarız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yankı İÇÖZ
Heykel'i Kaybetmişiz, Haberi Olan Var mı?
Kent büyüdükçe kaosu da büyüdü. Bursa'nın kalbi olarak gördüğümüz Heykel, Altıparmak ve Setbaşı giderek yaşanmaz hâle geldi.
Bir bakıyorsunuz trafik kilitlenmiş, kaldırımlar işgal edilmiş, araçlar gelişigüzel park edilmiş. Tabelalar, tezgâhlar, dubalar, motosikletler… Görüntü kirliliği ve düzensizlik her geçen gün biraz daha artıyor.
Peki kim müdahale ediyor?
Belediye, emniyet, valilik… Her kurumun kendi sorumluluk alanı var. Ancak kent merkezindeki tabloya baktığımızda denetimin ve koordinasyonun yeterince hissedilmediğini görüyoruz.
Bursa'nın tarihî merkezi sahipsiz kalıyor.
Oysa kentler merkezleriyle anılır. İnsanların buluştuğu, alışveriş yaptığı, vakit geçirdiği, kentin kültürünü yaşadığı alanlardır buralar. Bir kentin belleği, sokaklarında ve meydanlarında saklıdır.
Dünyanın pek çok şehrinde “Old City” olarak anılan tarihî merkezler, yalnızca geçmişin izlerini taşımaz. Aynı zamanda o kentin yaşayan yüzüdür. Turist çeker, esnafı ayakta tutar, kent sakinlerine yaşam alanı sunar.
Bursa'nın böyle bir mirası yok mu?
Ulucami, Hanlar Bölgesi, Irgandı Köprüsü, Tophane Meydanı, türbeler, tarihî çarşılar… Saymakla bitmez.
Üstelik Bursa'nın tarihî mirasının önemli bir bölümü UNESCO Dünya Mirası kapsamında korunuyor.
Ancak bu zenginliğe sahip olmak yetmiyor. Onu korumak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Heykel'de trafik, Altıparmak'ta keşmekeş
Ben 90'lı yıllarda ve 2000'li yılların başında Heykel'de araçların bugünkü gibi yol kenarlarına gelişigüzel park ettiğini hatırlamıyorum.
Altıparmak Caddesi'nde dörtlülerini yakıp bekleyen araçların trafiği bu kadar rahat aksatabildiğine de şahit olmadım.
Neden?
Çünkü trafik polisleri görev başındaydı. Beklemek için duran araca müdahale edilir, trafik akışının bozulmasına izin verilmezdi.
Şimdi durum tersine döndü.
Altıparmak'ta bir araç beklemek için duruyor, arkasından başka araçlar sıralanıyor. Bazıları birkaç dakikalık beklemeyle yetinmiyor, doğrudan park ediyor.
Peki denetim nerede?
Heykel Atatürk Caddesi'nde de tablo farklı değil.
Ahmet Vefik Paşa'nın yıllar önce kentin geleceğini düşünerek genişlettiği cadde, bugün trafik yükünü taşımakta zorlanıyor.
Dört şeritli caddenin bir şeridi İpekböceği'ne ayrılmış durumda. Kalan şeritlerin bir bölümü park eden araçlarla daralıyor. Durağa girmeden yolcu alan otobüsler, yol kenarında bekleyen otomobiller ve gelişigüzel duraklamalar derken trafik akışı iyice zorlaşıyor.
Bir de yayalar var.
Altgeçitlerin bulunduğu noktalarda yoldan karşıya geçmeye çalışanları anlamakta güçlük çekiyorum. Hem kendi canlarını hem de sürücüleri tehlikeye atıyorlar.
Eskiden bu tür ihlallere daha sıkı müdahale edildiğini hatırlıyorum. Polis, kurala uymayan yayayı durdurur, gerekli işlemi yapardı. Caydırıcılık vardı.
Bugün ise kurallara uyulmadığında ne olacağı konusunda ciddi bir belirsizlik hissediliyor.
Kent düzeni, yalnızca kuralların yazılmasıyla değil, herkes için eşit biçimde uygulanmasıyla sağlanır.
Görüntü kirliliği her geçen gün artıyor
Bir diğer mesele de tarihî merkezin görüntüsü.
Recep Altepe döneminde Bursa'da dış cephe düzenlemeleri yapılmış, binalar boyanmış, tabelalarda ortak bir görünüm oluşturulmaya çalışılmıştı. Tarihî dokuya uygun bir bütünlük hedeflenmişti.
Sonrasında bu hassasiyet ne kadar korundu?
Bugün aynı cadde üzerinde birbirinden tamamen farklı tabelalar, gelişigüzel yapılan tadilatlar ve uyumsuz cephe uygulamalarıyla karşılaşıyoruz.
Bir binanın üstü başka, altı başka. Kent estetiği açısından ortaya çıkan görüntü, deyim yerindeyse altı kaval üstü şişhane.
Kaldırımlardaki işgaller de cabası.
Park edilmiş otomobiller ve motosikletler, dükkân önlerine yerleştirilen tezgâhlar, tanıtım bayrakları, dubalar ve çeşitli malzemeler…
Bunların her biri kaldırımları daraltıyor. Özellikle engelli bireylerin, yaşlıların ve bebek arabası kullanan ailelerin hareket alanını kısıtlıyor.
Kaldırım, esnafın deposu ya da otoparkı değildir. Kamunun ortak kullanım alanıdır.
Mustafa Bozbey döneminde kaldırım işgallerine yönelik denetimlerle bu sorunun önüne geçilmesi için adımlar atılmıştı. Bu tür uygulamaların geçici kampanyalar olarak kalmaması, kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor.
Peki bugün denetimler ne durumda?
Yetkililer bu tabloyu görmüyor mu?
Önce kendi merkezimizi geri alalım
Bursa'nın tarihî merkezi yalnızca turistlerin gezdiği bir alan değil. Bursalıların da yaşamaya, alışveriş yapmaya, buluşmaya ve vakit geçirmeye devam etmek isteyeceği bir kent merkezi olmalı.
Ancak düzensizlik arttıkça vatandaşın ilgisi azalıyor. Esnafın işi zorlaşıyor. Satılık ve kiralık dükkân ilanları çoğalıyor. Tarihî çarşıların ve caddelerin ekonomik canlılığı zarar görüyor.
Bu nedenle mesele yalnızca trafik veya kaldırım işgali değil. Mesele, Bursa'nın kent merkezini nasıl koruyacağımız ve nasıl yaşatacağımız.
Çözüm için büyük projelere, milyonlarca liralık yatırımlara her zaman ihtiyaç yok.
Düzenli denetim, kuralların herkese eşit uygulanması, otopark ve trafik yönetiminin iyileştirilmesi, tarihî dokuya uygun tabela ve cephe standartlarının korunması…
Bunlar yapılabilir.
Belediyeler, emniyet ve ilgili kurumlar koordinasyon içinde hareket etmeli. Esnaf da kent merkezinin korunmasında sorumluluk üstlenmeli. Vatandaşın da kurallara uyması gerektiği unutulmamalı.
Çünkü kent kültürü, yalnızca geçmişten kalan tarihî eserlerle yaşatılmaz. Sokakta, kaldırımda, meydanda ve günlük yaşamda da kendini gösterir.
Bursa'nın Heykel'i, Altıparmak'ı, Setbaşı'sı yalnızca birer cadde ve meydan değil. Bu kentin hafızası.
O hafızayı kaybetmeyelim.
Önce Bursa sahnesine çıkalım. Kent merkezini geri alalım. Sonra dünya sahnesine çıkarız.